duyarlı mıyız, savunmacı mı?





Soru: “Kadın ve hayvan haklarına aşırı duyarlı gözüken ancak bu duyarlılığı bana ve ailesine göstermeyen bencil bir erkek arkadaşım var, kafam karışıyor.”


Diğer canlılara gösterdiğimiz hassasiyet elbette güçlü bir duyarlılık göstergesi sayılabilir. Ancak, nadiren de olsa, bizi bu tür hassasiyet gösterilerine iten içten duygularımız değil, benliğimize yönelik savunmacı etmenlerdir.


Kendimizi ahlaki olarak daha güçlü bir pozisyonda, daha az eleştirilebilir bir konumda hissetmek, benliğimize yönelik tehditleri savurmamıza yardımcı olabilir.


Farkı anlamak için üç noktaya bakabiliriz.


1. Benliği şişirmek:


Savunmacı kişi, farkında olmadan, kendi benliğini güçlü kılacak, dilimize geçen ifadeyle “egosunu şişirecek” eylemleri seçebilir. Örneğin kişi azınlık hakları konusunda aşırı duyarlı görünebilir ancak bunun nedeni azınlıklara yönelik geliştirdiği empati değildir de, bu konumun çevresindeki insanların gözünde kendisine kattığı değerdir. Kabuğu renkli olsa da içi koftur yani.


Oysa duyarlı kişiler, dışarıdan kaynaklı değil, içeriden kaynaklı itkiler nedeniyle kendilerini bu konumda bulurlar.


2. Yüzeysel farkındalık:


Savunmacı kişiler, genellikle gösterdikleri hassasiyetlerin asıl nedenlerinin farkında olmazlar.


Merkezlerindeki çatlakları koruyan büyük ve sert savunma duvarları nedeniyle kendi kırılganlıklarından bihaber yaşayabilirler. Oysa kendi kırılganlığımıza yönelik bilgimiz, empati kurmamızı sağlayan en önemli güç sayılır.


Duyarlı kişiler ise, sıklıkla kendi kırılganlıklarının farkındadır. Bu kırılganlığı genişletirler ve diğer insanları da bu kırılganlık şemsiyesi altına alırlar.


3. Kahraman veya kurban olarak görülme ihtiyacı


Savunmacı kişiler kahraman ve kurban rolleri arasında sallanırlar. Kahramanlık hissi güç verir; kazandıkları olumlu izlenimleri çevresindekileri kontrol etmek için kullanabilirler.


Kurban rolü sayesinde ise savunmacı kişi, kendi yanlışlarından doğan sorumluluğu başkasına yıkabilir ve sorumluluklardan kaçabilir.


Duyarlı insanların ise bu kadar dramatik rollere gereksinimleri olmaz. Kazandıkları sıfatlardan ve bu sıfatlar sayesinde ulaştıkları ayrıcalıklardan ziyade duyarlılık gösterdikleri konuya odaklanırlar.


Sonuç olarak, bazen en özgecil, en fedakar eylemlerimizin veya söylemlerimizin ardında bile farkında olmadığımız bazı içsel hesaplamalar olabilir. Bu nedenle duyarlılık gösterdiğimiz konularda bu üç sorunun önemli olduğunu düşünüyorum:


- merkeze karşımdakini mi koyuyorum, yoksa kendi yerimi mi sağlamlaştırıyorum?

- kendi kırılganlıklarımın farkında mıyım? karşımdakiyle hangi konularda benzeşiyorum?

- kendimi kahraman veya kurban rollerine atıyor muyum, rolümü başkalarını manipüle etmek ya da sorumluluklarımdan kurtulmak için kullanıyor muyum?