Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Doğan Cüceloğlu: Bilen değil öğrenen insan olmak




Bir kış günü sabaha kadar yağan kar, dört bir yanı kaplar. Nasreddin Hoca erkenden kalkıp kapı dışarı çıkınca, bir de bakar ki kar dam boyu olmuş. Dam çöker endişesiyle telaşlanır. Kar küreğini alıp bir an önce karı temizlemek için kürümeye başlar. O anda dengesini kaybedip damdan aşağıya düşer. Nasreddin Hoca´nın sesine toplanan konu komşu, hısım akraba, ‘aman nasıl olmuş, ayağı mı kolu mu kırılmış, doktora götürelim, kırıkçı çağıralım´ derken Nasreddin Hoca: “Ben doktor falan istemem bana damdan düşen birini getirin” der.


Psikologlar, genellikle kendileri damdan düşmedikleri halde, aldıkları eğitimle bu düşmeyi açıklamaya çabalarlar.


Doğan Cüceloğlu da, bir yazısında, televizyonda kendisini dinleyen eşine iğneleyici şekilde “Bu adam boşanmış biri; ailede iletişim konusunu o kadar biliyordu, peki neden kendi evliliğini kurtaramadı?” diye soran adamı anlatır.


Önemli bir gözlem ve yerinde bir soru olduğunu kabul eden Cüceloğlu yanıtlar:


“Ben evliliğimi devam ettiremedim ve ailem parçalandı; çünkü ben ‘bilen insan’ idim. Ailem parçalandıktan ve çocuklarımdan dört yıl ayrı kaldıktan sonra ‘bilen insan’ olmanın ne kadar yetersiz ve tehlikeli oluğunun nihayet farkına vardım. Ve uzun süren bir şaşkınlık ve arayıştan sonra yavaş yavaş ‘öğrenen insan’ olmaya başladım.



Yıllar boyunca iletişim hakkında okuduktan, yazdıktan ve öğrettikten sonra, bir başka yazısında kendi öfkesini çok geç anladığı itirafında bulunur Cüceloğlu:


“Babam öfkelendiği zaman öfkesinin farkına varma, o öfkenin öyküsünü anlama ve ondan sonra düşünerek davranışını seçme gibi bir huyu yoktu. Ben kendim şimdi 77 yaşındayım ve kendimi anlamak için öfkemi anlamam gerektiğini artık anlamış bulunuyorum. Ama çok güzel insanlara azap çektirdim ve azap çektirdiğimin farkına bile varmadım. Acaba, ‘Öfkesinin farkına varan, anlayan ve ondan sorumluluk alarak yöneten bir aile ortamında yetişseydim,’ diye düşünmekten kendimi alamıyorum.”


‘Terzi kendi söktüğünü dikemez’ deyimini doğrularcasına, ülkenin yetişen en büyük iletişim duayeni bile, dışarıdan baktığında anında kavrayabileceği bir durumu burnunun dibindeyken fark edemeyebilir. Fark etse de, herkese sunacağı reçeteleri kendisi uygulayamayabilir.


Yani damdan düşse bile, düştüğünü anlayamayabilir.


Çünkü Richard Feynman’ın deyimiyle, kandırması en kolay kişi kendimiziz.


Kendimizi haklı çıkarmak adına bir avukat gibi çalışan bir beyine ve içsel savunma mekanizmalarına sahibiz.


Bu nedenle, Cüceloğlu bir görev verir hepimize:


İçimizde, nesilden nesile aktarılmış “ben sorumlu değilim, onlar beni böyle hissettiriyor” anlayışını fark edip, duygularımızın sorumluluklarını almak.


İletişime dair bütün sorunlarımızı çözmese bile, hiç değilse çözebilecek alanı, zamanı, empatiyi; en önemlisi ise, belki de bildiklerimizi uygulayabilme ve kendimizi daha iyi öğrenme alışkanlığını kazandırabilir bize.



Alıntılar:


Doğan Cüceloğlu: Damdan Düşen Psikolog

Doğan Cüceloğlu: Babama Sordum, “baba, Neden On Bir Çocuk?”