Cinsel sorunlarımızın iki kaynağı




CİSED'in yaptığı araştırmaya göre ülkemizdeki erkeklerin %60'ında sertleşme, %70'inde erken boşalma, %55'inde cinsel isteksizlik sorunu varken, kadınların %65'inde cinsel isteksizlik, %35'inde vajinusmus, %45'inde orgazm olamama problemi bulunuyor.


Doğada çoğunlukla zevkle ve kolayca yapılan bir eylemi insanlık olarak nasıl oldu bu kadar sorunlu hale getirebildik?


Gündelik stres ve yetiştirilme tarzımız dışında cinsel sorunlarımız en çok karşımızdaki insanın bizim hakkımızdaki düşüncelerine yönelik duyduğumuz kaygıdan ve tekdüzelikten kaynaklanıyor.


1. Algı sorunu


Toplumsal baskıyla bireysel arzuların en sık karşı karşıya kaldığı alan olan cinselliğin, kendimizi kolaylıkla özgür hissedebileceğimiz yer olmaması şaşırtıcı sayılmaz.


Birbirlerine açık olan çiftler bile cinsel arzuları konusunda ketumlaşabilirler. Araştırmaya göre çiftlerin %85'i birbirlerinin cinsel fantezilerinden habersiz görünüyor.


Bedenimizi tamamen açabilsek bile, zihnimizi tamamen sunmakta direniyoruz. Cinsellikle ilgili arzularımızın bizi, göstermek istediğimiz kadar iyi yansıtmadığına inanıyoruz.


Her ne kadar cinselliği aşkla ve sevgiyle birlikte yenilmesi gereken lezzetli bir aperatif olarak görmek istesek ve onu ıslah etmeye çabalasak da bunun beyhudeliğine er geç farkına varıyoruz. Araştırmaya göre en sık kurulan cinsel düşlere baktığımızda pek öyle sevgi ürünü gibi görünmüyorlar:


%45 Ünlü birisiyle birlikte olma fantezisi

%45 Fahişe - müşteri fantezisi

%35 Yakın bir arkadaşla - komşuyla ilgili fanteziler

%25 Tecavüz fantezisi

%25 İzlenme fantezisi

%15 Grup seks fantezisi

Geçtiğimiz aylarda yazdığım "Benliğimiz ve Cinsel Fantezilerimiz" adlı yazıda alıntıladığım Alain de Botton sözünü yeniden hatırlatmak istiyorum:


“Aslında yapmamız gereken, cinselliğin doğası gereği tuhaf olduğunu kabul etmektir. Cinselliğin şaşırtıcı taleplerine normal tepkiler veremediğimiz için kendimizi suçlamak yerine bu gerçeği kabul etmek mantıklı olacaktır.”


Cinsel fantezilerimizin tamamını paylaşamasak bile, en azından suçluluk yaratan fantezilerimizin evrenselliğini fark edebilmek ve arzularımızı, dolayısıyla kendimizi yadsımamak, sağlıklı bir cinsel hayat için iyi bir başlangıç olabilir.


2. Tekdüzelik


Çıplaklığı erotizmin ana kaynağı olarak düşünsek de salt çıplaklığın yeterli olmadığını, bir yakıcı maddeye ihtiyaç duyduğunu biliriz. Yaz aylarında kumsalda gördüğümüz yarı çıplak insanların çoğunu fark etmeyiz, oysa yalnızca bize yönelik kırpılan bir göz bile duygularımızı harekete geçirmeye yetebilir.


İnsanın kanını kaynatan da sıklıkla salt çıplaklık değil, karşılıklı tahrik olunabileceği olasılığıdır.


Uzayan ve tekdüzeleşen ilişkilerde hem çıplaklığa alışırız, hem de birlikte olma ihtimalimiz sıradanlaşır.


Resmileşen ilişkilerde partnerimiz iş ortağımız haline gelebilir. Gündelik kararlar aldığımız, uyguladığımız, aşkımıza yönelik çaresiz beklentilerimizden değil de çöp bidonunun yeri yüzünden veya çocuğumuzun şımarıklığı nedeniyle tartıştığımız insanın kıyafetlerini değiştirince süper kahraman gibi birden bire arzu nesnesine dönüşmesi her geçen gün zorlaşabilir.


Alain de Botton, uzun süredir birlikte olunan partnerle sık sık seks yapmanın ve bu seksin sürekli doyurucu olmasının bir norm olmadığını, bu tür ilişkilerde yaşanan cinsel sorunların da her zaman patolojik olmadığını iddia ediyor.


Araştırma sonuçlarına baktığımızda da bu durumun geçerliliğini fark ediyoruz.


Sıradanlaşan ilişkilerde yaşadığımız cinsel isteksizlikler ve diğer cinsel sorunlar nedeniyle kendimizi suçlamak, durumumuzdan utanmak ve partnerimize olan sevgimizi sorgulamak yerine sorunun olağanlığına odaklanmak ve buna yönelik çare aramak faydalı olabilir.


Çünkü sıklıkla gereksinim duyduğumuz yeni bir kişi veya ilişki değil, tanıdığımız kişiyi farklı şekilde algılamamızı sağlayacak yeni bir bakış açısıdır.


Alıntılar:


Alain de Botton - Cinselliğe Nasıl Farklı Yaklaşırız