Bilin bakalım, ben kimim?




1. Sürekli bir dışlanma beklentisi yaşıyorum.


Instagram’da dolanırken bir de bakıyorum iki arkadaşım buluşup bir etkinliğe katılmışlar. Üstelik bana haber vermeden.


Demek artık beni istemiyorlar.


Çok rahat etmediğim bir ortamdayım. Masaya elimi bile nasıl koyacağımı bilmiyorum. Birden bire sessizlik oluyor ve masanın diğer tarafında gülüşmeler duyuyorum.

Kesinlikle benimle alay ediyorlar.


2. İnsanlarda art niyet arıyorum.


Arkadaşım bir hata yaptı. Tartıştık. Özür diledi. Ve hayatına devam etti. Ben ise hala sürünüyorum. Neden böyle bir hata yaptı? Nasıl bu kadar çabuk özür diledi? Gerçekten yaptığı hata nedeniyle mi özür diledi, yoksa beni susturmak için mi?


Bayram değil, seyran değil, bir akrabam aradı. Nazik nazik konuşuyor, hal hatır soruyor. Acaba borç mu isteyecek?


Biri, Facebook’tan mesaj attı. Son gönderimi çok beğenmiş, o da aynı fikirdeymiş. Demek ki benimle ilişki yaşamak istiyor.


3. Belirsiz durumlarda takıntılı davranıyorum.


Bir partiye gittim, tanıdık birilerini ararken arkadaşıma rastladım, birisiyle konuşuyordu. Hemen yanlarında bittim ama o arkasını dönüp arkadaşıyla konuşmaya devam etti. Beni gördüğü halde görmemezlikten geldi. Demek artık böyle, ben de onunla olan fotoğraflarımı sildim.


Patronuma whatsapptan iki mesaj attım, gördüğünü de gördüm ama hala yanıt vermedi. Demek ki onu çok kızdırdım ve bunalttım. Herhalde beni kovacak. Ne yapacağım şimdi, hemen iş bakmam lazım.


4. Duygularıma ve düşüncelerime güvenmediğim halde tavrımı değiştiremiyorum.


Tartışmanın ortasındayım ama savunduğum şeyin içten içe saçmalık olduğunu kabul ettim bile. Ama durduramıyorum kendimi. Karşı tarafa saldırmaya devam ediyorum. Sakinleşemiyorum.


Sevgilimden haksız yere şüphelenmişim. Meğer gerçekten de ona gece gece yorum yazan kişiyi tanımıyormuş. Ama hala küskün ve soğuk davranıyorum ona. Eskisi gibi olamıyorum.


5. Asla güvende hissedemiyorum.


Yıllarca süren ilişkilerimde bile güvensizlikten kurtulamıyorum. Sürekli olarak terk edilme, kandırılma, aldatılma kuşkusu kaplıyor içimi.


Partnerlerimin telefonlarını karıştırıyorum, gittikleri yerlerden mesaj atmalarını bekliyor, her durumun bana açıklanmasını istiyorum. Ondan gelen yeniliğe dair fikirler beni korkutuyor, acaba benden sıkıldı mı, beni terk mi edecek diye korkuyorum.


6. Haklı öfke geçici güç veriyor.


Haklı olduğum konularda beslediğim öfkenin aynı zamanda bana güç verdiğini de hissediyorum. Ama çok kısa süren bu gücün asıl nedenlerinin en derinlerimde hissettiğim değersizlik, utanç ve yalnız bırakılma korkusuyla ilgili olduğunu biliyorum.


Bilin bakalım, ben kimim?


Ülkemizde çok sık karşılaştığımız insan türüdür ilişkilerine "kaygılı bağlanmış" kişiler. Açıkçası ben de bu saydığım özelliklerden birkaçını deneyimledim / deneyimliyorum.


Kaygılı bağlanmadan muzdarip insanlar, başkalarıyla olan ilişkilerinde sürekli diken üstünde, tedirgin ve şüpheci davranırlar. Tavırlar ve söylemler konusunda çok hassastırlar; güvensiz hissettikleri durumlarda her an her şeyden bir tehdit unsuru çıkarabilirler.


Trajikliği şuradadır: bu insanlar hem yakın temasta olmak isterler, hem de bu temasa çok direnç gösterirler.


Kaygılı bağlanma bir hastalık değil, bir özelliktir. Ama kaygılı bağlanmanın ortaya çıkardığı neticeler (örn. depresyon) insanın sağlığını bozabilir, hayatını zorlaştırabilir.


Çocukluğumuzda ebeveynlerimizle ilişkilerimizle oluşan bağlanma stilimiz derinlerimize kazınır. Ne yazık ki onu değiştirmek çok zordur.


Yine de, eğer bu hikayedeki senaryoları sık sık yaşıyorsanız, bilimsel metodoloji kullanan ve diplomalı bir terapistle bu konu üzerinde çalışmak en iyi çözümdür.