Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Beden kafes olunca




Ana fikir: Nörolog Oliver Sacks ve hastası Leonard L’nin hikayesi, sadece sağ elini oynatabilen ve konuşamayan bir insanın iç dünyasının derinliğini anlatıyor: “Ürkütücü bir varlık ve ürkütücü bir yokluk söz konusu.”



“Onu tanıdığım altı buçuk yıllık süre içerisinde hastalık, acı çekme ve insan doğasına dair ondan öğrendiklerim diğer tüm hastalarımdan öğrendiklerimin toplamından daha fazlaydı.”


Ünlü nörolog Oliver Sacks bu sözlerle tanıtıyordu sağ eli dışında vücudunun hiçbir yerini kıpırdatamayan ve konuşamayan kırk altı yaşındaki hastası Leonard L’yi.


Çünkü Leonard’ın üstün bir zekası ve büyük bir okuma aşkı vardı. Üstelik hastanenin kütüphanecisiydi.


Yüzü ifadesizdi fakat gülümsediğinde bu gülümseme yüzünde dakikalarca donup kalıyordu. Heyecanı çok olduğunda ise boğuk bir böğürme sesi çıkarıyordu, o kadar. Peki dışarıdan bakıldığında, zekice parıldayan gözleri dışında cansız görünen bu adamın içinde neler olup bitiyordu?


Doktoru “Senin gibi biri olmak nasıl bir duygu?” diye sorduğunda Leonard, sağ eliyle yazdı: “Kafese tıkılmış. Yoksun. Tıpkı Rilke’nin şiirindeki panter gibi.”


Şiiri bulup, okuyorum. Etkilenmemek imkansız:


O daimi parmaklıklardan öyle bıktı ki,

hiçbir şey barındıramıyordu bakışı.

Sanki binlerce parmaklık vardı.

Ve parmaklıkların ötesinde dünya yoktu.


Güçlü esnek adımların atılımıyla

küçücük çemberler çizmesi,

büyük bir istencin felçli gibi durduğu

merkezin etrafında kudret dansı gibiydi.


Yalnızca bazen gözbebeklerinin perdeleri

kalkardı sessizce. Gergin tutuk kaslar arasından

akan bir görüntü girerdi içeri,

dalardı yüreğine ve yiter giderdi.


Doktoruyla görüşmelerinde varlığını ve tecrübelerini yansıtmak isteyen Leonard L, düşüncelerini yazı tahtasına yazardı:


“Ürkütücü bir varlık ve ürkütücü bir yokluk söz konusu.”


Leonard L’nin hikayesini, kendisini Robert De Niro’nun canlandırdığı “Awakenings” filminde izleyebilirsiniz. L-DOPA ilaç denemelerine katıldı. Başlarda işe yaradı ilaç, kurtuldu sandı, ancak bu sefer psikozlar yaşadı, halüsinasyonlar görmeye başladı ve tedaviyi bıraktı.


Üç yılın sonunda tedaviyi bırakıp, “kafesine geri dönerken” Oliver Sacks’a şöyle dedi:


“İlk başlarda bu ilacın dünyadaki en muhteşem şey olduğunu düşünüyordum ve bana yaşam iksirini verdiğiniz için size dua ediyordum. Sonra her şey ters gitmeye başladığında ilacın dünyadaki en kötü şey olduğunu düşünmeye başladım. Şimdi durumu olduğu gibi kabulleniyorum. Yaşadıklarım harika, berbat, dramatik ve komikti. Sonuç olarak da üzücüydü. En iyisi beni kendi halime bırakmak. Geçen üç yılda çok şey öğrendim. Tüm yaşamım boyunca etrafımı saran duvarları yıktım. Ve şimdi kendim olarak yaşayacağım. İlacınız ise size kalsın.”


Leonard L’nin hikayesini okuduğumdan beri aynı cümle yankılanıp duruyor zihnimde. Sanki herhangi birimizin dünyadaki kısacık varlığını özetler gibi; akan bir görüntü girerdi içeri, dalardı yüreğine ve yiter giderdi.