Aslında yas tutuyoruz





Geçtiğimiz haftalarda Harvard Business Review’de David Kessler ile bir röportaj yayımlanmış, benim dün okuma şansım oldu. Kessler, ünlü “Yasın 5 Evresi” modelini bulan Elisabeth Kübler Ross ile beraber çalışmış, konu hakkında onunla birlikte kitaplar yazmış, yas konusunda uzman bir yazar. Hatta, kendi söylemine göre, yasın beş evresine bir evre daha eklenmiş onun fikriyle:


anlam bulma.


Kessler’e göre içimizde hissettiğimiz nahoş duyguların ana kaynağı iki farklı yas tutmamız olabilir.


Bir tarafta gerçek yas durumu var; normalliğin yitimi, ekonomik hasarlar, sevdiklerimizle fiziksel bağlantı kaybı. Bu durumun herkes tarafından aynı anda yaşanması, bizi, kendimize odaklanmaktan bir nebze kurtarsa da, çok ağır bir dönemden geçiyoruz.


Diğer tarafta ise “beklentisel yas” var. Geleceğe dair karanlık senaryolar beynimizde dönüp duruyor. Bu senaryoları izlemek duygularımızı harap ediyor. Kessler virüs fenomenin etkisine de dikkat çekiyor: “göremediğimiz ama hayatımızı paramparça eden bir şey.” Her an bir noktadan saldırılacağımızı düşünüyoruz. Kişisel güvenliğimize dair algımız zayıflıyor. Ve başa çıkmak için Kübler-Ross modelinin evrelerinden geçiyoruz.


1. İnkar, kimimiz inkar ediyor: “Virüs bizi etkilemeyecek. Genlerimiz sağlam. 65 yaş üstü ve hasta olanlar düşünsün. Bağışıklık sistemim güçlü benim. Anneme de bir şey olmayacak neler atlattı o.”


2. Öfke, kimimiz öfkeleniyor: “Her şeyi yemeyin kardeşim be! Bizi eve tıkmak istiyorlar! Hep Amerika var bunların arkasında. Hayır Çin var. Hayır hepsi G5 yüzünden.”


3. Pazarlık, kimimiz pazarlık yapıyor: “Aslında üç hafta eve kapansak en iyisi ama para da kazanmamız lazım. Kimseyle görüşmem ama komşular dışında. Hiç çıkmıyorum dışarı bir tek Pazar günleri. O kadar etkilemez herhalde.”


4. Depresyon, kimimiz depresyon yaşıyor: “hiç bitmeyecek bu, hayatım berbat olacak, sevdiklerimi, işimi, konforumu kaybedeceğim.”


5. Kabullenme, kimimiz kabulleniyor: “oldu bir kere, hayat devam ediyor. Yeni duruma adapte olmanın yollarını bulmalıyım.”


Bir tek kabullenme aşamasındaki insanlar kontrol duygusunu yeniden kazanabiliyorlar.


Beynimiz farklı ve kötücül senaryoları oynatıp duruyor, çünkü her senaryo konusunda rahatlamak istiyor. Kessler’in önerisi ise şu:


Beynimizde akan bu senaryolardan odağımızı çekmemiz gerekiyor; bunun yolu ise şimdiki zamana dönmek.


Çok basit ama çok etkili bir yolu var:


Senaryo oynarken, bulunduğunuz odada beş nesneyi saymak. Bu, dikkatinizi beyninizin oynattığı senaryolardan bir anlığına kesmenizi sağlar. Ve kestiğiniz anda kendinize şunu söylemelisiniz: “bunların hiçbiri henüz yaşanmadı.”


Hatta gerçekliğe dönmek için duyu organlarınızı kullanabilirsiniz; çevrenizdeki nesnelere dokunabilir, derin nefes alabilirsiniz.


Kessler, "üzüntümüzü adlandırabilmek bize güç verir" diyor. Süreç içerisinde yaşadığımız gerginlik dolayısıyla kişiliğimizle uyumsuz eylemlerde ve söylemlerde bulunabiliriz. Çevremizdeki insanlar da bize karşı yanlış hareketlerde ve söylemlerde bulunabilir. Kendimizi de, çevremizi de anlamlandırmaya çalışırken, sadece salgın değil, aynı zamanda yas sürecinde olduğumuzu hatırlamak hem yararlı hem de adil olabilir.


Ayrıca yas duygusunu kabullenmek, yaşadığımız panik ve çaresizlik duygularının da etkisini azaltacaktır.




Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)

Alıntılar: David Kessler - That Discomfort You’re Feeling Is Grief, Harvard Business Review


Instagram: https://www.instagram.com/huzursuz.beyin/ Facebook: https://www.facebook.com/huzursuzbeyin/ Twitter: https://twitter.com/huzursuz_beyin LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/huzursuzbeyin/