Adet kanı korkusunun tarihi (masumlar apartmanı projesi #3)




“Adet gören kadının hazırlayacağı yemeği yemektense, aç karnına yatmak daha iyidir.”

- Fildişi Bauleler'de bir atasözü


"Adetliyken turşuya dokunulmaz."

- Anneanne sözü


"Yaklaşma sakın! Git içeriye, içeride bekle beni. Hiçbir yere de dokunma ha! Hiçbir yere oturma!"

- Safiye'nin Annesi, Masumlar Apartmanı 1. bölüm



Masumlar Apartmanı dizisinin ilk bölümünde kardeşinin flört ettiğini düşünen Safiye, durumdan tiksinir. Sonra geçmişten anısı canlanır ve adet görmeye başladığını annesine haber verdiği günü anımsar. Annesi duyunca sinirlenmiştir, “Yaklaşma sakın! Git içeriye, içeride bekle beni. Hiçbir yere de dokunma ha! Hiçbir yere oturma.” diye bağırır. Safiye, salonun ortasında öyle durur bekler.


İçimizde anneye karşı kızgınlık yaratan bu düşüncenin ardında aslında kökleri çok eskilere, ilk kabilelere dayanan ve adet kanının çok tehlikeli ve bulaşıcı olduğunu kabul eden bir inanç sistemi ve bu inanç sisteminin oluşturduğu devasa kültürler yer alır.


Antropologlar, tarihteki ilk cinsel yasakların adet dönemlerinde kadınlarla ilişki kurmaya karşı gelişmiş olduğuna inanıyor. Ancak, bu yasaklar hijyenik tedbirlerden ziyade daha derin bir temele dayanıyor gibi: Kadına yönelik korkuya ve nefrete.


Eric Berkowitz, kitabında bu durumu şöyle özetliyor:


“Adet kanının birden akması, erkeklere, üstün fiziksel güçlerine rağmen kendi başlarına insan yaşamını meydana getiremediklerini hatırlatıyordu. Zaman geçtikçe erkeklerin kadın korkusu, düpedüz düşmanlığa dönüştü ve adet gören kadına hem tehlikeli hem de pis gözüyle bakılmaya başlandı.”


Tarihteki örneklere bakacak olursak bu düşmanlığın sıklıkla tek bir örüntünün çeşitli varyasyonlarında sergilendiğini görüyoruz: pisliğin bulaşma korkusu.


- Brahmanlar’da adet gören bir genç kızla karşılaşmak yedi günahtan biri sayılıyordu. Adet günlerinde bir erkekle temas etmiş kadınların kırbaçla dövüldükleri oluyordu. Regl olmuş bir kadını görenlerin yemek yemesi yasaktı.


- Babil’de kadınların özel günlerinde dokunduğu her şeyin – ister eşya, ister insan olsun, kirlendiğine inanılıyordu.


- Asurlularda “adet” sözcüğü “yaklaşılmaz” sözcüğüyle eş anlamlıydı.


- İbranilerde ise sadece adet gören kadının dokunduğu şeyler değil, adet gören kadının dokunduğu erkeğin dokunduğu şeyler de pis sayılıyordu. Muayyen günlerin sonunda arınma için yedi gün beklenmesi ve iki güvercin kurban edilmesi gerekiyordu:


“... ama kanama durursa, kadın yedi gün bekleyecek, sonra temiz sayılacaktır. Sekizinci gün iki güvercin alıp Buluşma Çadırı’nın giriş bölümüne getirecek ve bunları kahine verecek. Kahin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece kadını kanamasından doğan kirlilikten RAB’bin huzurunda arıtacak."


- Güney Amerika’nın Macusis Kızılderilileri, ilk kez adet gören genç kızları yüksek bir hamak içine yatırıp kırbaçla dövüyordu.


- Carrier Kızılderililerinde ise adet gören genç kızlar, üç dört yıllık bir inzivaya giriyor, köylerinden uzakta, dallardan yapılan bir kulübede tek başlarına yaşıyorlardı. Uzun ve bol bir elbise giyen genç kızlar, kollarında ve bacaklarında içlerindeki kötü ruhtan onları koruyacak bantlar taşıyorlardı.


- Lelelerde, adet dönemindeki kadın eşini hasta edebiliyor, ormana gittiği takdirde avları bir süre verimsiz kılıyordu.


1875 yılına geldiğimizde ise bugünün saygın bilimsel dergilerinden British Medical Journal’da "adet gören bir kadının elinin değmesiyle bir salam diliminin bozulup bozulmayacağı" tartışması altı ay sürüyordu.


Türkiye'de konu hakkında yapılmış güncel bir araştırma, adet dönemiyle ilgili son üç jenerasyonun inandıkları bazı inançları şöyle sıralıyor:


Adetliyken turşu kurulmaz, turşuya yaklaşılmaz. Sirkenin ağzı açılmaz. Erişte yapılmaz. Mayaya ellenirse hamur kabarmaz. Ekmek yapılmaz. Peynire tuz dökülmez. Saç boya tutmaz. Tırnak kesilmez. Çocuk bakmaya gidilmez. Namaz kılınmaz, oruç tutulmaz, Kuran okunmaz.


Dünya değişiyor. Artık adet kanının nedenini bilmediği için ona kendince olumsuz anlamlar yükleyen ve bulaşmasından korkan büyüsel kabilelerde yaşamıyoruz.


Ancak nasıl ki bugün saçma olduğunu bildiğimiz halde etkisinden kurtulamadığımız çocukluk inançlarımız biz fark etmeden beyinlerimizin kıyılarında yaşıyorsa, görünen o ki, insanlık tarihinin derinliklerinde kalması gereken birçok inanç da benzer bir şekilde bizimle yaşamaya ve mantığın bıraktığı boşluklardan sızmaya devam ediyor.


Alıntılar:

Eric Berkowitz - Seks ve Ceza: Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi

Jack Holland - Mizojoni: Kadından Nefretin Evrensel Tarihi

Eylül Şenyürek - Kadınların Aylık Periyotlarının Üç Kuşakta Sosyo-Kültürel Olarak İncelenmesi