Özür diledim daha ne istiyorsun?




Soma’da jandarma eşliğinde madenci tekmeleyerek ikon haline gelen Yusuf Yerkel, Amerika’daki protestolarda göstericilere zor kullanan polisler için “Kötülüğün Sıradanlığı” gibi bir ifade kullanınca yeniden sosyal medyada tepkilerin hedefi haline geldi.


Daha sonra “ben zaten özür diledim neden hala bu kızgınlık devam ediyor” diye bir açıklama yaptı.


Bazı kişiler de “hem özeleştiri istiyorsunuz, hem de özeleştiri yapana saldırmaya devam ediyorsunuz” diyerek Yerkel’e yönelik yapılan eleştirilerin artık son bulması gerektiğini söyledi.


Bu tür durumlarla kendi özel hayatımda da karşılaşıyorum. Bir haksızlığa uğruyorum. Bir süre sonra haksızlığı yapan kişi o veya bu nedenle özür diliyor. Özrünü kabul ediyorum ama hemen ona eskisi gibi davran(a)mıyorum. Ve birden bire patlıyor: “Özür diledim ya! Daha ne istiyorsun?”


Eğer empati kırıntısı bile taşımayan bir psikopat değilseniz, insanların duygularının hemen geçmeyeceğini bilirsiniz. Bir insandan özür dileyince verilen zararlar, hissettirilen duygular, kırılan beklentiler ve umutlar birden bire uzaklaşıp yerine bahar havası gelmiyor. Bir özür sözüyle format atılıp fabrika ayarlarına dönen canlılar değiliz.


Üstelik, özür dilemek, affedilme sürecinin yalnızca son parçasıdır. Diğer parçalarla birlikte olmadıkça bir anlam ifade etmez:


1. Pişmanlığı göstermek

2. Sorumluluğu kabul etmek

3. Oluşan hasarı onarmaya çalışmak

4. Bütün olanlar için sorumluluktan kaçınmayan bir açıklama yapmak

5. Gelecekte daha iyi davranmayı vaat etmek

6. Yapılan zararı kabul etmek

7. Yapılan yanlış eylemi kabul etmek

8. Af dilemek


Çünkü nasıl ki dışarı çıkması yasaklanan bir çocuk sadece dışarı çıkabilmek için yüzeysel olarak özür dileyebilirse, yetişkinler de eski statülerine dönmek için yüzeysel olarak özür dileyebilirler.


Yerkel olayına baktığımızda bunun tipik bir örneğini görüyoruz: Kendisi, toplum içinde sadece 13 Mayıs 2018 tarihinde "pişman olduğunu" söylüyor. Yani olaydan dört sene sonra, tam da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Muharrem İnce'nin konuşmasında "Soma'da madenciye tekme atan adamdan da hesabını soracağım" sözünün ertesi günü.


Sadece "bana yakışmayan karede oldum" gibi tuhaf bir özür. Ne, neden tekmelediğini anlatıyor, ne tekmeledikten sonra nasıl ayağına "incindi" raporu aldığını, yandaş medya tarafından adamın terörist ilan edilmesinde oynadığı rolü, adamın bir sene boyunca işsiz kalmasından duyduğu sorumluluğu" hiçbirinden bahsetmiyor.


Bugün de yine tepki görünce "suçlamak anlamaktan kolaydır, zira anlarsan değişmen gerekir" gibi cümleler edebiliyor. Yani, bütün yargılamalardan, sorumluluktan kaçtığı gibi asıl sorumlunun "onu anlayamayan / anlamaktan korkan kişilerde" olduğunu belirtiyor.


Gerçek şu ki, Yusuf Yerkel, iktidara sırtını dayayan basit bir bürokratın bile arsız bir şekilde korunmasının, göz göre işlediği suçun ve yaptığı zalimliğin ödüllendirilmesinin ikonu olarak tarihe geçti.


Bir gün Yusuf Yerkel'in önemsenmeyeceği bir gün gelebilir, ama hala en ufak bir eleştirinin bile teröristlikle suçlandığı, yani "acının devam ettiği" bir süreçte kimsenin Yerkel'in durumunu önemseyeceğini sanmıyorum.


Zaten özür dilemeniz, affedilmenizi garantilemeyeceği gibi, affedilmeniz de işlediğiniz suçun sonuçlarına katlanmayacağınız anlamına gelmez.


Bu ülkenin bir bireyi olarak Yerkel’i affetmiyorum, onun hak ettiği şekilde cezalandırılmasını istiyorum ama bir konuda ona katılmadan da edemiyorum:


Gerçekten Soma’nın asıl sorumlusu Yerkel değil; maden şirketleri, denetçiler ve iktidardı. Yerkel'in ikonluğu, asıl faillere odaklanılmasını engelliyor.