Ölmek zorunda olmam ne yazık




“Tanıdığım en bilge adam ne okuma ne de yazma biliyordu.”


1998 yılında Nobel kazanan Jose Saramago'nun ödül konuşması bu cümleyle başlar. Konuşmanın ilk bölümünü çocukken dünyada her şeyi bilen tek kişi olduğuna inandığı dedesine ayırır:


"Sabahın dördünde yatağından kalkar, karısı ve kendisinin geçimini sağlayan yarım düzine domuzu otlatmaya giderdi."


Küçük Jose de dedesine yardım eder, sebze bahçesinde toprak kazar, ateş için odun keser, su pompalayan büyük demir çarkı çevirip dururdu.


Bazen dedesi, Jose'ye "bu gece incir ağacının altında uyuyoruz" derdi. O geceleri unutamazdı; dalların arasından sızan yıldızların görüntüsünü ve dedesinin yumuşak sesinden duyduğu hikayeleri. Neler dinlememişti ki uykuya dalmadan hemen önce; efsaneler, dedikodular, atasözleri, ölenler, bir önemi yoktu, dedesi ne anlatırsa anlatsın, hepsi ninni gibi gelirdi.


Dedesinden duyduğu hikayeler nedeniyle kötü rüyalar gördüğünde ise imdadına ninesi yetişirdi, “kafanda büyütme onları sakın" derdi, "rüyalarda gördüğün hiçbir şey gerçek değildir.”


Her sabah uyandığında önüne bir fincan kahve ve bir parça ekmek koyan ninesi de bilge bir kadındı. Ama dedesi başkaydı, çünkü o hikayeler anlatırdı: incir ağacının altında yanında torunu Jose ile uyuyan ve bir sözüyle dünyayı yerinden oynatan adamdı o.


Birkaç yıl sonra dedesi ölür. Artık yetişkin olan Jose, büyükannesinin ziyaretine gittiğinde fark eder, kendisine rüyalardan korkmamasını söyleyen o yaşlı ve bilge kadın da aslında her zaman inanmıştır gördüğü rüyalara.


Bir gece, ninesi kulübenin önünde oturup, gökyüzündeki bütün büyük ve küçük yıldızları yavaş yavaş süzdükten sonra sessizce şöyle söyler:


"Dünya ne kadar güzel bir yer. Ölmek zorunda olmam ne yazık."


Ninesinin, çetin koşullarda fakirlik içinde geçirdiği hayatı bitmek üzereyken hayatın güzelliğini sanki ilk ve son kez görüyormuş gibi üzülmesi şaşırtır Jose'yi. Ama yılar geçtikçe anlar onu.


Çünkü o ev, bugünkü evlere benzemez; içinde yaşayan insanlar sanki çocuklarıymış gibi uyumuşlardır domuzlarıyla birlikte; Jose'nin dedesi, öleceğini hissettiğinde bahçesindeki ağaçlarla teker teker vedalaşmış, onları kucaklamış ve ağlamıştır bir daha onları göremeyecek diye.


Jose Saramago'nın tanıdığı en bilge insanlar bunlardır işte; bir köyden ibaret küçük dünyalarını bin bir emekle dokuna dokuna, yoğun yoğun yaşamış ve bu dünyadan kızgınlıkla, pişmanlıkla, korkuyla değil, hayranlık dolu bir hüzünle ayrılmış insanlar. Bana Nazım Hikmet'in "Yaşamaya Dair" şiirinin son kıtasını hatırlatırlar:


Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

"Yaşadım" diyebilmen için.



Alıntılar:

Jose Saramago - 1998 Nobel ödülü konuşması

Nazım Hikmet - Yaşamaya Dair