Ölüm korkusu ve özel olma




Psikoterapist Irvin Yalom'a göre ölümlülüğümüzün bilincinde olan canlılar olarak hepimiz ölüm anksiyetesiyle karşılaşırız.


Anksiyeteyle karşılaşınca da bastırma, yer değiştirme, dinsel inançlar gibi farklı yöntemleri kullanarak veya bize ölümsüzlüğü sembolik olarak verecek yollara girişerek bu anksiyetenin üstesinden geliriz.


Bu yöntemler yetersiz kaldığında ise savunmamız sertleşir.


Yalom, ölüme karşı güvende hissetmek için iki temel savunma stratejisi güttüğümüzü söyler: ya özel olduğumuza ya da nihai kurtarıcımıza inanırız.


Özel olduğumuza inanırsak, kendimizi herkesten, dolayısıyla herkesin başına gelen kaderden ayırırız; nihai kurtarıcıya inanırsak, onun içinde eriyip yok oluruz.


Otto Rank, "kişi ya doğada sivrilerek ya da bir güçle birleşerek güvenlik arar. Ya kendi babası olur ya da ebedi oğul olarak kalır." der. Erich Fromm ise güvenlik arayan insanı “güç için yanıp tutuşan” ya da “teslimiyeti arzulayan” diye anlatır.


Kendilerinin özel olduğuna inanan insanlar, bu sayede büyük riskler alabilirler. Güç kazandıkça da hem ölüm korkuları hafifler hem de özel olduklarına dair inançları pekişir.


Ünlü yazar Kazancakis böyle biridir. Yarattığı unutulmaz Zorba karakterinin ağzından hayat görüşünü duyarız:


”Eğer bir rahip bana günah çıkarmak ve benimle sohbet etmek için gelirse, ona ortadan kaybolmasını söyle ve bana beddua etsin!"


"Benim gibi insanlar binlerce yıl yaşamalı!”





Ancak bu tür zorlantılı kahramanlıkların en bilindik örneği kesinlikle Ernest Hemingway’dir.


Hayatı boyunca, bütün tehlikelerden muaf olduğunu ispatlamaya çalışırcasına en riskli ortamlara kendisini fırlatır.


1. Dünya Savaşı’na katılmak ister, gözü bozuk diye alınmayınca bu sefer savaşta ambulans şoförlüğü yapar. Yanında patlayan toplardan sağ kurtulur. Savaş alanında asker arkadaşını kurtardığı için cesaret madalyası alır. Bu anısını mektupla bir arkadaşına anlatırken şöyle yazar:


"Bazen savaşta ön saflarda büyük bir gürültü duyarsın, ben de aynı gürültüyü duydum; ardından ruhumun sanki bir mendilin cepten çekilişi gibi benden çekildiğini hissettim. Son olarak ise ruhumun bir bütün halinde tekrar bedenime döndüğünü fark ettim ve de o andan itibaren benim için ölüm yoktu."


Savaştan sonra muhabirlik yapar ve en tehlikeli yerlere gider. 1922 yılında savaş sırasında İstanbul’dadır. 1936’da İspanya İç Savaşı’nda. 1944’te Almanya teslim olurken yasak olduğu halde aktif olarak savaşta yer aldığı için askeri mahkemede yargılanır.


Yalom’a göre Hemingway’in bu kadar cesur olmasının sebebi hiçbir şeyden korkmaması değil, hiçlikten korkmasıdır.


Hemingway’in seçim şansı yoktur, dürtüleriyle hareket eder. Ölüme dürüst bir şekilde bakan herkes içgörü ve bilgelik kazanır ama bu, Hemingway için söz konusu değildir.


O bir tehlikeden diğer tehlikeye atlarken aslında durmaktan ve sıradan olduğunu fark etmekten kaçar.


Nitekim sağlığı bozulmaya başlayınca depresyona girer ve eşinin saklamasına rağmen silah bulup intihar eder.


Bir insanın ölüm korkusu nedeniyle intihar etmesi paradoksal görünebilir ama Yalom'a göre bu nadir değildir. İntihar, bize, hayatın dayattığı zorbalık karşısında en azından kendi ölümümüzü seçebilme özgürlüğünü verir.


Ölüme karşı özgürlük ihtiyacı Hemingway gibi, Nikos Kazancakis'in mezar taşında da kendisini gösterir:


“Hiçbir şey istemiyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm.”



Nikos Kazancakis'in mezar taşı:

“Hiçbir şey istemiyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum. Özgürüm.”



Alıntılar:

Irvin Yalom - Varoluşçu Psikoterapi

Britannica - Ernest Hemingway