Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Ölüm, ders veren bir öğretmen gibidir




Neden ölümle burun buruna gelmek bazı insanların kalan zamanlarını daha özgün ve dolu dolu yaşamalarına sebep olur? Hepimiz öleceğimizi zaten bilmiyor muyuz?


Biliyoruz ama yadsıyoruz.


“Ölüm, ders veren bir öğretmen gibidir,” der John Fowles, “Ön sıraya gelene dek gerçekten neler söylendiğini duyamazsınız.”


Henüz küçük yaşlarda ölümü fark eder, bizim ve sevdiklerimizin başına geleceğini anlarız. Bu bilgiyle yaşamak zor olduğu için yavaş yavaş arka sıralara doğru gider, ölümün ürkütücü sesinden uzaklaşırız.


Ta ki bir olay bizi yeniden ilk sıraya itene kadar; özdeşleştiğimiz birinin ölümü, yaşadığımız ciddi bir hastalık, güvendiğimiz birisi tarafından terk edilmek, ucuz atlattığımız bir kaza...


Ölüm bize yeniden sesini duyurduğunda onu yadsımak için kurduğumuz barikatlar çözülür.


Geriye, hayata yönelik gerçekçi bir bakış açısı, anlam ihtiyacı, sınırlı zaman ve artık ölümü yadsımak için harcamak zorunda olmadığımız enerjimiz kalır.


Bunlar da kalan zamanımızı daha özgün ve dolu dolu yaşamak için gerekenlerdir zaten.


Sorun; bunu, ölümle burun buruna gelmeden yapamaz mıyız?