Çekingenlik ve Kırılganlık






Çekingenlik, kendimi bildim bileli uğraşmak zorunda kaldığım bir sorun. İçinde barındırdığı kırılma korkusuyla bir yandan birçok acıya, bir yandan gereksiz alınganlığa, bir yandan da yüzlerce fırsatın kaçmasına neden oldu / oluyor.


Hayatımın uzun bir bölümünde olumsuz düşündüğüm bu özellik hakkında Eugenia Borgna okuduktan sonra fikrimin değişmeye başladığını hissettim. Yaşantımı zorlaştıran bütün etkilerine rağmen, kırılganlığın özellikle empati kurma ve derinlemesine inceleme konusunda bana yardımcı olduğuna inanıyorum.


Şöyle tanımlıyor Borgna çekingenliğin kırılganlıkla ilişkisini:


Çekingenlik, kırılgan, son derece kırılgan bir hayat biçimidir ve kolaylıkla kırılır: Sadece hareketler değil, edilmemiş bir tebessüm, verilmemiş bir selam ve özellikle de sözcükler, ruhsuz ve çorak sözcükler de çekingenliği yaralar ve hırpalar. Yara ve zarar almış çekingenlikten geriye ne kalır?


Zaman zaman hiç onarılmayan ve yarası kapanmayan yıldız kalıntıları, kanayan kıymıklar kalır.




Ve kırılganlığa yönelik bu korku insanı bir kenara saklanmaya, ama saklanırken etrafındaki her şeyi gözlemlemeye iter.


Duygulanımların dünyasına esrarengiz bir şekilde bağlı olan çekingenlik, insanı saklanmaya sevk eder ve öyle dalgalı, öyle ele gelmez antenleri vardır ki, etrafında var olan kayıtsızlık ya da içtensizlik izlerini hemen kavrayıverir.



Gözlemlediğimiz insanların olumsuz ve tutarsız yönlerine daha çok odaklanırız, o yönlerini abartmaya meyilli oluruz. Bu da onlara yakınlaşmamızı, kendimizi açmamızı engeller:


Başkalarıyla büyük bir iletişim kurma özlemi çeksek de, çekingenlik bizi diğerlerinden uzaklaştırır; eğer çekingensek, başkalarının içten olamayacağından korkar, onların his ve varoluşlarında belli belirsiz gördüğümüz gölgeleri ya da hiç olmazsa karaltıları, huzursuzlukları, zaman zaman da ikilemleri ince bir sezgiyle kavrayıveririz.



İnsanlarla aramıza mesafe koyarak yaptığımız derinlemesine inceleme, kendi içimizdeki kırılganlık bilgisiyle birleşince empati kaçınılmaz olur. Onların kırılganlıklarına karşı daha duyarlı oluruz:


Çekingenlik, sahip olduğu karaltılı kırılganlık sayesinde başkalarının içsel hayatıyla özdeşleşmemize yardımcı olmakla kalmaz, karşılaştığımız kişilerle yaşanmışlık mesafesini korumamız ve canlı tutmamızı, başkalarının özgürlüğünü sonuna kadar savunmamız, sınırları hiçbir şekilde aşmamak için gayret etmemizi de sağlar.



Ve topluma bir zararımız olmamasına rağmen pek sevilmeyiz. Çünkü toplumun başarılı insan kıstasına kolay kolay giremeyiz. Çekingenlik özgüven eksikliği, özgüven eksikliği ise hastalık olarak görülür. Oysa toplumu çökerten birçok olayın temelinde aşırı özgüven vardır:


Çekingenliğe daima duyarlılık ve güvensizlik eşlik eder; bu hayat biçimi de eski ve gereksiz, zararlı ve neredeyse kusur olarak görülmektedir; oysa, kendi sınırlarından hiçbir zaman şüphe duymamış, bunun üzerine hiç düşünmemiş bir özgüven ne çok risk ve şiddet barındırmaktadır.



Borgna, özellikle çekingenliğin parıldadığı ergenlerle olan iletişimimize dikkat etmeyi, onların titreşen kırılganlıklarını dinlemekten asla yorulmamamız gerektiğini tembihler. Aile, okul ve psikiyatri bunu devamlı yapmalıdır.


Atılganlığın bu kadar desteklendiği bir kültürde, daha eşit, daha duyarlı ve daha anlayışlı bir toplum olabilmemiz için çekingen insanların saklanmalarına değil, onların katkıda bulunmalarına ihtiyacımız var.



Yazan: Emre Özarslan (Huzursuz Beyin)


Alıntılar: Eugenio Borgna - Şu Bizim Kırılganlığımız



Instagram: https://www.instagram.com/huzursuz.beyin/

Facebook: https://www.facebook.com/huzursuzbeyin/

Twitter: https://twitter.com/huzursuz_beyin

LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/huzursuzbeyin/