Stresin asıl kaynağı




"Sanki yıllardır karımla ve çocuklarımla kapalıyım. Daha önce umursamadığım konularda bile artık sinirlenmeye başladım. Özellikle çocuklar ses çıkardıklarında... Evden kaçamıyorum ama sürekli kızgın kalmak da istemiyorum. Stres seviyemi düşürmek için ne yapmalıyım?"


Wall Street Journal'a sorulan bu soruda olduğu gibi, pandemi süreciyle birlikte başkalarıyla aynı eve sıkışmış insanların sinirli / saldırgan davranışları ve sonrasında duydukları pişmanlıklarıyla ilgili binlerce örnek bulunuyor.


Bu gibi vakalarda düştüğümüz hata, stresin kaynağı olarak sevdiğimiz insanları görmekte yatıyor. Böyle bir inanca sahip olmak, ister istemez insanı sevgisini sorgulatan pişmanlık dolu bir sürece itiyor. İçimizdeki stres seviyesi azalmadığı için baskılamaya çalışmak da aynı hatayı üst üste yapmamıza neden oluyor ve bu döngünün altında psikolojik olarak eziliyoruz.


Oysa, genellikle stresin asıl kaynağı sevdiğimiz insanlar değil, ciddi yaşamsal konulardır. Örneğin hayatımızda hissettiğimiz kontrol kaybı. Eğer bunu fark edebilirsek, döngüyü de kırma şansına sahip olabiliriz.


Daha önce paylaştığım, “Aslında Yas Tutuyoruz” başlıklı yazımda belirtmiştim:


"Kessler, 'üzüntümüzü adlandırabilmek bize güç verir.' diyor. Süreç içerisinde yaşadığımız gerginlik dolayısıyla kişiliğimizle uyumsuz eylemlerde ve söylemlerde bulunabiliriz. Çevremizdeki insanlar da bize karşı yanlış hareketlerde ve söylemlerde bulunabilir. Kendimizi de, çevremizi de anlamlandırmaya çalışırken, sadece salgın değil, aynı zamanda yas sürecinde olduğumuzu hatırlamak hem yararlı hem de adil olabilir."


Sıkıştığımız evin içinde sevdiğimiz insanların hareketlerine karşı geliştirdiğimiz tahammülsüzlük, muhtemelen sağlık, güvenlik ve finansal durumumuzla ilgili daha büyük endişelerin dışavurumu olabilir. Çok az kontrolümüzün olduğu böyle durumlarda genelikle çaresizlik içinde hissederiz. Daha basit konularda kontrolü artırmak bize sahte bir rahatlık duygusu verir.


Ebeveynlerimizin, eşlerimizin veya çocuklarımızın davranışını agresif tavırlarımızla değiştirmeyi başarsak bile, stresin ana kaynağında bir değişme olmayacağı için bir süre sonra kontrol edebileceğimiz başka bir küçük sorunu dert ediniriz.





Bunun yerine karşımızdaki insanları kırmayacak, bizi de pişmanlıktan ızdıraba sürüklemeyecek, kontrol duygumuzu pekiştirecek eylemlere girişebiliriz; her gün aynı saatte uyanmak, bir plana sadık kalmak, yeni yetenekler geliştirmek, diyet ve spor yapmak, yazı yazmak gibi.


Hatta pandemi sürecinde gelişen "evde ekmek yapmak" gibi trendlerin, kişilerin hayatları konusunda daha kontrollü hissetmesine yardım ettiği için yatıştırıcı ve olumlu örnekler olduğunu düşünüyorum. Kendi hayatıma baktığımda da, eğer her gün yazı yazmaya odaklanmasaydım, bu süreci muhtemelen daha olumsuz duygularla geçirirdim.


Pandemi süreci elbet bir gün bitecek ama yaşamın birçok alanında aslında pek az kontrolümüzün olduğu gerçeğini suratımıza vuran hayatın olağan elementleri; yani terk edilmek, ölümler, sağlık sorunları, finansal problemler ve güvenlik meseleleri var olmaya devam edecek.


Bu süreçte edindiğimiz olumlu alışkanlıklar, varoluşumuzu özgün biçimde yaşayabilmek için stresle giriştiğimiz etkin mücadelede akıl sağlığımızı korumakta bize yardımcı olabilirler.


Alıntılar:


Wall Street Journal - Keeping Your Temper While Stuck at Home