Yetişkinin sevilme ihtiyacı
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Yetişkinlik, sevilmeye dair ihtiyacımızı gizlediğimiz bir kimliğe dönüştü. Oysa çocukça bir ihtiyaç sandığımız “birileri beni sevsin” arzusu içimizde hala canlı.
1970’lerde dönemin psikanalistleri bu ihtiyacı “içimizdeki çocuğun açlığı” olarak dile getirdiğinde John Bowlby şiddetle karşı çıkmıştı:
“Sevilme ve ilgilenilme arzusu, yetişkinlikte de insan doğasının ayrılmaz bir parçasıdır.”
“Sadece içinizdeki çocuk değil, içinizdeki yetişkin de sevilmeye aç.”
...
John Steinbeck, karakteri ne olursa olsun, herkesin iyi olmak ve sevilmek istediğini yazar. Kötülüğün çoğu, sevgiye kısa yoldan ulaşmaya çabalamaktan kaynaklanır.
Sevilmek yalnızca bir onaylanma arayışı değil; aynı zamanda anlamlı bir temasta bulunma, görünür olma ve tanıklığını hissetme ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın yokluğu bizi iki uç arasında savurur:
Ya “kendimize yeteriz” sanıp sevilme ihtiyacımızı görmezden geliriz.
Ya da telaşa kapılarak potansiyel ilişkideki doğal tanıma süreçlerini baltalarız.
...
Belki de hiç kimse yetişkinliğimizde sevilmeme talihsizliğinin yarattığı boşluğu Simone Weil’den daha vurucu şekilde aktaramaz.
Filozof, “bu talihsizlik tanrıyı bile namevcut kılar,” diye yazarken dini boşluktan değil, bütün yaşamı kapsayan devasa anlamsal boşluktan bahseder.
Bugün çoğu mutsuzluğumuz onun "ruhun tamamını kaplayan dehşet" dediği o varoluşsal boşluktan kaynaklanır.
Weil’e göre eğer insan bu karanlıkta bile sevmeye dair minicik bir isteği koruyabiliyorsa, hayat ona mutlaka bir şekilde karşılık verecektir.
...
Weil’in bahsettiği sevilmedikçe var olmadığımız hissi Özdemir Asaf’ın mektuplarında da çıkar karşımıza. Şaire göre sevilmediğimiz vakitler, yaşamadığımız vakitlerdir. Yaşamadığımız vakitlerse yaşamak için telaşa kapıldığımız vakitlerdir.
“Zaman geçiyor. Bütün gönüllerinden geçiyor. Hepsi de onu durdurmak istiyorlar. Hayalleri hep duran bir zamanın içinde yaşamak, sevmek, sevilmek. Halbuki zaman durmuyor.”
İnsan, zamanın dışarıda değil de, içeride olduğunu çok geç anlıyor. “En büyük korkuları,” diyor şair, “ömürlerini zamanla besleyememekten geliyor.”
Asıl ihtiyacımıza nasıl da körüz
Özdemir Asaf'a göre ancak içimizde yaşanacak bir zaman yaratabilirsek psikolojik sağlığımızı koruyabiliriz. Bunu başaramazsak, varlığımız tehlikeye girer. Yarından korkar oluruz.
“Ben böylelerini gördüm.” diye yazar Asaf, “sevdikleri, sevildikleri, arandıkları, beğenildikleri günlerin hatırası silik resimler gibi gözlerinin önüne geliyordu.”
“Fakat yarından korkuyorlardı. Çünkü yarına verebilecekleri, bırakabilecekleri bir şeyleri yoktu.”
...
Martin Buber’in dediği gibi, insanlar sevilmek için yaratıldı, eşyalar kullanılmak için. Sorunlarımızın çoğu, eşyaları sevmemizden ve insanları kullanmamızdan kaynaklanır.
“Zavallı bizler,” diye devam eder Buber, “bizi asıl neyin tatmin ettiğine karşı ne kadar da körüz!”
Çünkü sevgiyi çoğu zaman birlikte büyüyecek bir bağ değil, içimizdeki boşluğu kapatacak bir yama gibi görürüz.
Eğer sevilmenin yetişkinlikte de varoluşumuzun en önemli ihtiyaçlarından biri olduğunu kabul edebilseydik, belki de bu kadar yanlış yaşamazdık.
...
Oysa başka türlü sevilmek mümkün. Fredrik Backman’ın etkileyici romanında tarif ettiği gibi, biri tarafından gerçekten sevilmek, bir evin yuvaya dönüşmesine benzer.
İlk başta her şey bize güzel gelir. Yıllar geçtikçe cephe aşınır, tahtalar yer yer çatlar ve bu evi artık mükemmel olduğu için değil, mükemmel olmadığı için sevmeye başlarsın. Köşe bucak her yerini öğrenirsin: Hangi parkelerin basınca biraz oynadığını, kapıların gıcırdamadan nasıl açılacağını…
“İşte böyle,” der Backman, “evini yuvan yapan tüm o küçük sırlar bunlardır.”
...
Martin Eden’de geçen bir cümle hepimizin içindeki özlemi ortaya serer: “Sevilmek, o anlamda sevilmek, ne güzel bir şey.”
O anlam, yalnızca sevilmek değil; anlaşılmak, görülmek, eksiklerimizle kabul edilmek demektir.
Karanlıkta bile sevmeye dair minicik bir isteği koruyabiliyorsak, hayat bir şekilde karşılık verir.
Sevgi, Cohen’in söylediği gibi, kalbe çoğu zaman bir mülteci gibi gelir: Yavaş, çekingen, yer arayan.
Yeter ki kapımızı kapamayalım.
Sevilmeye değer olduğumuzu unutmayalım.
Kaynaklar:
John Bowlby - The Making and Breaking of Affectional Bonds
John Steinbeck - Cennetin Doğusu
Eugenio Borgna - Ruhun Yalnızlığı
Özdemir Asaf - Kırılmadık Bir Şey Kalmadı
Fredrik Backman - A Man Called Ove
Jack London - Martin Eden







Yorumlar