top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Yetersizlikten evrenselliğe

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Ya içimizdeki duygusal savaşları bitirip enerjimizi özgür bırakabilseydik?


Carl Jung, bu iç savaşların merkezinde, bizi ele geçirebilen ve mantıklı düşüncemizi alt eden duygusal düğümlere bir isim verdi: Kompleksler.


Tıpkı gereksiz askeri harcamalarıyla kendi gelişimini baltalayan bir ülke gibi, biz de bu duygusal kaleleri korumak için potansiyelimizin büyük bir kısmını heba ederiz.



Kompleksleri, zamanla birikip düğüm haline gelmiş enerji kümeleri gibi düşünebiliriz.


Jung’un “Bireyleşme” dediği kişinin bilinçaltındaki çatışmaları çözerek özgün benliğini inşa etme sürecine de enerjimizi yönlendirme sanatı olarak da bakabiliriz:


1. Bilince çıkan ve değerlendirilen her olay, duygusal düğümdeki enerjiyi azaltır.


2. Hoşlanmadığımız duyguların kabulü benliğimizi güçlendirir.


3. Güçlenen benlik ve boşa kalan enerji, yeni bir hayatın inşasında kullanılır.



Jung’un kendi bireyleşme hikayesi de değersizlik kompleksinin içinden geçerek şekillenmiştir.


Psikanalist, yetersizlik hissiyle ilk olarak okul sıralarında tanışır. Diğer zengin aile çocuklarının arasında, ayakkabılarının tabanı delik olduğu için tüm gün ıslak çoraplarla oturmak zorunda kalan, yoksul bir taşra papazının oğlu olduğunun acı veren bilincine varır.


Bu yoksulluk bilinci, Jung’un anne ve babasına yönelik algısını değiştirir; onları hem anlamaya başlar hem de bu anlayışta çaresizlik hisseder:


“Bu durum özgüvenimi bir yandan çoğaltırken bir yandan da azalttı.”



Matematikte zorlanır, yazdığı bir kompozisyon o kadar iyi olur ki intihal ile suçlanır. Psikosomatik nöbetler geçirip bayılır, okula gidemez hale gelir.


İçinde sakladığı bir ‘giz’ olduğunu ve bir gün herkesin onu bu yüzden reddedeceğinden korkar.


Belki de bu yüzden, tıp dünyasının en dışlanmış alanı olan psikiyatriyi seçer ve o alanın en dışlanmış ismi Freud ile tehlikeli bir ilişkiye girer.


Freud’dan kopmasıyla birlikte girdiği derin bunalım ise, paradoksal biçimde, en büyük doğumunu hazırlar.



Peki Jung, kendi değersizlik kompleksini nasıl oldu da bir yaratıcılık aracına dönüştürdü?


İlk adım farkındalıktı.


Jung, Freud ile olan ayrılığında içindeki karmaşayı anlamak için yazıyı kullanır. Zihninde ‘Philemon’ adını verdiği hayali, bilge bir rehber yaratır. Her gün duygularını, düşüncelerini ve rüyalarını onunla tartışıp bugün ‘Kırmızı Kitap’ olarak bildiğimiz defterlere kaydeder.


Yazdıkları o kadar tuhaf ve karanlıktır ki bazen aklını kaybettiğini düşünür. Ama yazmaya devam eder. Çünkü içsel labirentten çıkmanın tek yolu, önce onun tüm haritasını çıkarmaktır.



İkinci adım, kompleksin kökenine inmekti.


Jung, yazdıklarına bakar ve şunu sorar: “Bu duygu, hayatımın neresinde, hangi olayda filizlendi?”


Psikanalist bir yandan düşünür ama bununla da yetinmez; çocukken oynadığı taş oyunlarını yeniden oynar ve mandalalar çizerek yetişkin bilinciyle çocukluk duyarlılığı arasında köprü kurar:


“O dönemle bağlantımı yenilemek istiyorsam, yapabileceğim tek şey, o döneme dönüp çocuksu oyunlar oynayan çocuğun yaşamını yinelemekti.”



Üçüncü adım kompleksi reddetmek yerine onu benliğinin bir parçası olarak görmekti.


Jung, çocukluğuna indikçe bütün o yetersizlik anılarını anımsamaya başlar. O fakir hisseden, matematiği anlayamayan, okula gitmemek için bayılma numarası yapan, kendini çok önemli görmesine rağmen en ufak reddedilişte kırılan çocuğu görür.


Yetişkin gözleriyle o çocuğa bakar ve onun hayatta kalma çabasını anlar.


Bütün parçalar yavaşça bir araya gelir. Bir kas yığınına dönmüş kompleks, anlaşılma ve onaylanmayla birlikte yavaşça çözülür.



Son adım, kompleksin çözülmesinden doğan enerjiyi benliğin bütünleşmesi için kullanmaktı.


Psikanalist, artık enerjisini komplekslere değil, kendini gerçekleştirmeye yöneltir.


Akademik çevreler onun mitoloji, simya ve din üzerine çalışmalarıyla alay etse de, o bildiğini okur. Ve yetersizlik kompleksiyle başlayan süreç, “Arketipler,” “Psikolojik Tipler,” “Kolektif Bilinçdışı” gibi evrensel temalara dönüşür.


Jung’un hikayesi bize şunu gösterir: En karanlık düğümler, sabır ve anlayışla çözüldüğünde, yaratıcılığın ve evrenselliğin kapısını aralabilir.



Kaynaklar

Carl Gustav Jung - Anılar, Düşler, Düşünceler

Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap

Carl Gustav Jung - Two Essays on Analytical Psychology

Carl Gustav Jung - Dönüşüm Sembolleri

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page