top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Yersiz öfkemizin kaynağı

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

Nazik kişiliği ile tanınan Budist yazar ve rehber Jack Kornfield, diğer keşiş adaylarıyla birlikte yürüyüş yaparken kocaman bir kayaya rastlar.


Öğretmeni “Sizce bu kaya ağır mıdır?” diye sorar.


Kornfield hemen atılır: “Çok ağırdır efendim.”


Öğretmen gülümser:


“Taşımıyorsan değildir.”


--


İnzivasının ilk haftalarında kendini meditasyona, güneşe, kuş seslerine ve huzura bırakan yazar gün geçtikçe gergin hissetmeye başlar. Çevresindekilerin sıradan eylemleri bile onu sinirlendiriyordur.


Şaşırır. Bu kadar huzurlu bir yerde, bu kadar nazik insanların arasında bile nasıl olur da öfkelenmeyi başarır? Durumunu öğretmenine anlatır.


“Harika,” der öğretmen; “Artık nereye bakacağını biliyorsun.”


“Öfkeni dinle. Bakalım ne diyor.”


--


İnzivasından sonra daha rahat bir insan olduğuna inanan Kornfield, ülkesine döner dönmez hüsrana uğrar. Çünkü yeni romantik ilişkisinde yine tetiklenmeye, tavır takınmaya, mimik yapmaya, gücenmeye devam eder.


En nihayetinde terapiye başladığında terapisti şöyle der:


“Sende keşiş savunması var. Öfkeni fark edebiliyorsun ama onu ifade edemiyorsun.”


Ve bu durum, muhtemelen hepimiz için geçerli. Duygularımızı ifade etmekte yetersiz kalıyoruz.


En çok da öfkemizi...


İYİ NİYETLİ PARANOYAK ŞÖVALYE


Budist doktrinlerinde öfke, kendiliğinden kötü değildir. Antik Yunan’da “şerefli duygu” olarak bilinir. Aristoteles, haksızlığa uğradığımızda, alay edildiğimizde, engellendiğimizde öfkelendiğimizi yazar. Öfke, benliğimizi korumak için evrilmiştir.


Modern hayatta ise öfkenin altında yatan neden sıklıkla kırılganlığımızdır. Kırıldığımızı itiraf etmek yerine, direkt ya da örtülü saldırganlıkla ifade ederiz onu.


Ne yazık ki çoğu zaman ortada benliğimize yönelik hiçbir saldırı yokken yaparız bunu. Öfkelenir, eyleme geçer sonra pişman oluruz ama bir türlü durduramayız kendimizi.


Öfke yönetimi konusundaki saygın otoritelerden psikolog Bernard Golden, öfkemizin sıklığını ve şiddetini genlerimizin ve deneyimlerimizin belirlediğini söyler.


Bazılarımız dış uyarıcılara karşı hassas bir sinir sistemiyle doğarız. Bazılarımızı deneyimler hassaslaştırır.


Hassas sinir sistemiyle doğmuş olsak bile ebeveynlerimizin yatıştırıcı yardımıyla güçlü bir duygu düzenleme becerisine sahip olabiliriz.


Ancak içinde yaşadığımız kültürde bu nadiren gerçekleşir.


Kornfield’in aktardığı yalın ve hüzünlü örnek birçoğumuza tanıdık gelmez mi:


“Arabası bozulduğunda babanızın sıradan bir insan gibi mi yoksa saldırgan bir manyak gibi mi davranacağından emin değilseniz, hayal kırıklığına uğramamak için kendinizi her duruma hazırlamanız gerekir.”


Çocukken, korkularımızın yatıştırılmadığı her olumsuz deneyimde bir yandan tehdit algımız hassaslaşırken, diğer yandan duygularımızı düzenleme becerimiz sekteye uğrar.


Yani bir yandan duyguyu aşırı hissederken, diğer yandan kendimizi rahatlatmayı beceremeyiz.


Tehdit eşiğimiz düşer düşmesine ama öfkemizi büyüklerimize karşı göstermenin sonucu sevgisizlik veya cezalandırılmaktır. Biz de yansıtmayı öğreniriz; bizden daha güçsüzlere, daha farklılara, bizi cezalandırmayacaklarından emin olduklarımıza yansıtırız onu.


Yazar James Baldwin’in dediği gibi, bazen öfkeye bu kadar sıkı tutunmamızın nedeni, onun yokluğunda kendi acımızla ve kırılganlığımızla yüzleşmektir.


Bu nedenle öğretmen aslında, “Seni yok saydıkları gibi, sen de öfkeni yadsıma. Onun söyleyeceklerini bir dinle” demek ister.


Yersiz öfkemizi yadsımak yerine yeni bir perspektiften incelemek öfke yönetiminin ilk adımı sayılır. Onu, saygınlığımızı korumak isteyen ama yaşlandıkça paranoyaklaşan aşırı duyarlı bir şövalye gibi hayal edebiliriz. Böylelikle ondan utanmak yerine onu onore ederek, geç de olsa, yatıştırma imkanına sahip oluruz:


“Küçüklüğümde beni elinden geldiğince korumaya çalıştığın için teşekkür ederim sevgili öfke. Ama artık kendimi daha etkili bir şekilde ifade edebilecek güçteyim.”


Her zaman hatırlamalıyız: Öfkemiz, söylemeyi ertelediğimiz her söz gibi, taşıdıkça ağırlaşır.


Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page