Yerinde öfke: Öfkelen ışığın yitirilişine
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Öfkelenmek mi bize daha çok zarar verir, yoksa gelişmemize engel olan, benliğimizi tahrip eden, bizi çaresizlik ve değersizlik hisleriyle dolduran kişilere yeterince öfkelenmememiz mi?
Öfkesini küstahça gösteren her bir zorbanın gölgesinde, susmayı öğrenmiş, sesini kaybetmiş, gittikçe silikleşmiş ve öfkesini hak etmeyen yerlere yönlendirmiş onlarca insan olduğunu gördüğümüzde, doğru yanıt ikincisidir.
--
Öfkeyi kontrolsüzlük ve şiddetle ilişkilendiririz.
Oysa öfke sadece bir duygudur, o kadar.
Kendimizi tanıdıkça, öfkelendiğimiz için değil, öfkemizle bir türlü barışamadığımız için kontrolümüzü kaybettiğimizi anlarız.
Harriet Lerner’ın, etkileyici kitabı Öfke Dansı’nda bilgece açıkladığı gibi, öfkemizi etkin olmayan şekillerde ifade ettikçe, öfkelenmeye hiç cesaret edemeyenler kadar acı çekeriz.
Çünkü döngüyü devam ettiririz.
--
Öfke, çocukluğumuzdan yetişkinliğimize kadar güç sahipleri tarafından denetlenir.
Bir erkeğin hangi ufak tefek konularda avazı çıktığı kadar bağırması gerektiği de öğretilir, bir kadının hangi sınırı geçilirse geçilsin susması ve kendi öfkesinden utanması gerektiği de.
Bir şefin çalışanına nasıl zorbalık yapabileceği de öğretilir, o çalışanın bunun acısını başka çalışanlardan nasıl çıkartabileceği de.
Yerinde öfke tehlikelidir, çünkü değişim talep eder. Bu nedenle ilişkideki güç odakları tarafından kötülenir.
--
Biz öfkemizden utandıkça, sadece kendimizi düzeltmeye çalışırız, oysa değişmesi gereken içinde yaşadığımız zehirli ilişkiler ağı olabilir.
Aristoteles, herkesin öfkelenebileceğini ama doğru insana, doğru derecede, doğru zamanda, doğru maksatla ve doğru biçimde öfkelenmenin çok zor olduğunu söyler.
Oysa biz sıklıkla içimizde tutar, sonra yersiz yerde patlar, içimizi soğutur ama statükoyu devam ettiririz.
Öfkemizi değişim yaratma amacı olarak kullanmak istiyorsak, bilge olmalı, onu dinlemeliyiz.
ÖFKEYİ DİNLEMEK
Lerner, öfkemizi anlamaya çalışırken, içimize işlenmiş “acaba haklı mıyım” gibi kuşkuları dinlemek yerine, doğru soruları sormamız gerektiğini söyler.
Yazar, bir soru listesi verir:
“Şu an beni öfkelendiren şey ne?”
“Ne düşünüyor ve hissediyorum?”
“Ulaşmak istediğim hedef ne?”
“Kimler nelerden sorumlu?”
“Değiştirmek istediğim şey tam olarak ne?”
“Yapacağım ve yapmayacağım şeyler ne?”
Bu soruları sorduğumuzda tuhaf gerçeklerle karşılaşırız.
Örneğin, alışveriş sırasında yavaş davranan kasiyere veya yürüyen merdivenin solunda duran bir kişiye aşırı öfkelenmemizin nedeni, iş hayatımızdaki, romantik hayatımızdaki, hatta çocukluğumuzdan kalma engellenme, ilerleyememe ve görmezden gelinme duygusu olabilir.
Örneğin toplumdaki küçük bir adaletsizliğe verdiğimiz devasa tepki, daha büyük adaletsizliklere gösterdiğimiz küçük tepkilerden duyduğumuz utançtan kaynaklanabilir.
Doğru bir şekilde ifade edilmiş yerinde öfke, bir yandan kişiliğimizi, onurumuzu, haklarımızı, sınırlarımızı koruyup, güvenliğimizi sağlarken diğer yandan kendimizi sevmemizi ve saymamızı sağlar.
Ama en önemlisi bizi, sonsuz ve sonuçsuz kavga ve suçlama döngülerinden çıkarır. Bu sayede hissettiğimiz çaresizlikten, umutsuzluktan ve gücenmişlikten de kurtuluruz.
“Yaşam mücadelesinde güceniklik kanser gibidir,” der siyah bir kadın olarak hayatının her alanında haksızlıklarla savaşmış Maya Angelou:
“Öfkelenmelisiniz ama gücenmeden yapmalısınız bunu. Çünkü hayata gücenmek kanser gibidir, sizin bütün bedeninizi sararken, asıl sorumluya dokunmaz bile. Bu nedenle kullanın öfkenizi doğru biçimde: Onu yazıya dönüştürün. Onu resme dönüştürün. Onu dansa dönüştürün.”
Hayatımızın üzerine ne zaman gelişimimizi engelleyecek, benliğimizi yoksullaştıracak, sesimizi kısacak bir gölge belirse ve karanlık çökse, Dylan Thomas’ın mısralarını hatırlayabiliriz:
Ama gitme o güzel geceye usulca…
Öfkelen, öfkelen, ışığın yitirilişi karşısında.
Kaynaklar:
Harriet Lerner - Öfke Dansı
Maya Angelou - Interview with Dave Chapelle
Bernard Golden - What Constitutes "Healthy Anger"?
Alain de Botton - Learning How to be Angry
Dylan Thomas - Do Not Go Gentle Into That Good Night







Yorumlar