Yanımda ol yeter - Üzgün insanlara nasıl yaklaşmalıyız?
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Psikoterapist Irvin Yalom, ne zaman bir danışanının üzüntüsüne dayanamayıp onu teselli edecek cümleler mırıldanmak istese kendisine şu sözleri hatırlatır:
“Sadece yanında ol. Ona sunacağın en değerli şey, varlığın. Akıllıca bir şeyler söyleme çabasını bir kenara bırak. Fark yaratacak bir yorum aramaktan vazgeç.”
“Senin yegane görevin tüm varlığınla burada olmak. O, ihtiyacı olan ne varsa alacaktır zaten.”
--
Güncel bir araştırmaya göre, üzüntülü birine verdiğimiz destek onun için önemli olduğunda bile kendimizi yetersiz hissederiz.
Bunun ardında insancıl ama kibirli bir inanç yatar; iyileştirme sorumluluğunu üstlenir, bu nedenle ya çözümler sunar, ya da farklı bakış açıları öneririz.
Soren Kierkegaard’a göre bu sorunlu bir bakış açısıdır.
“Gerçek yardım tevazuyla başlar” der filozof.
Her şeyi düzeltemeyeceğimizi kabul etmemiz gerekir; kimsenin bizden bunu beklemediğini de.
--
Kierkegaard, birini psikolojik olarak bir noktadan diğer noktaya taşımak istiyorsak, ilkin bulunduğu noktaya gitmemiz gerektiğini söyler.
Elbette fiziksel bir noktadan bahsetmez filozof. O kişinin gördüklerini görmeli, düşündüklerini düşünmeliyiz. Şöyle der:
“Bir başkasına sahiden yardım edeceksem, onun anladığından daha fazlasını anlamalıyım ama öncelikle onun anladığı şeyi anlamalıyım.”
-
Filozof, insana yardımın üç yalın gerçeğini sunar bize:
Yararlı olmak, kişinin duyguları üzerinde hakimiyet kurmaktan değil, ona hizmet etmekten geçer.
Yararlı olmak, kişiyi en tepeye çıkarmaktan değil, ona en büyük sabrı göstermekten geçer.
Yararlı olmak, bir süre için, düşeceğiniz olumsuz durumlara katlanmaya istekli olmaktan geçer.
Yani, insana yardımın özü, mucizevi sözlerden değil, karşımızdakinin gerçeklerini anlamaktan, onlara sabretmekten ve katlanmaktan geçer.
AYNI GERÇEKLİKTE BULUŞMAK
“Depresyondayken dünyayı hüzünlü bir perdenin ardından izlediğinizi düşünmezsiniz,” diye yazar Andrew Solomon, “perdenin kalktığını ve gerçeklikle tanıştığınızı zannedersiniz.”
Yalancı gerçeklik der buna.
Yani, kişi, bütün aksi kanıtlara rağmen sevilmediğine, sayılmadığına, önemsenmediğine, yetersiz kaldığına inanabilir ve bizi bu bariz gerçekleri görememekle suçlayabilir.
--
Gerçeklikler arasındaki bu fark zamanla gücümüzü ve sabrımızı zorlar. Örneğin mantıklı çözüm önerilerimizi, eylem tekliflerimizi hiç de mantıklı olmayan nedenlerle reddedebilir.
Hatta hiç hak etmediğimiz şeyler duyabiliriz.
“Lütfen üzerinize alınmayın ve bizi ittirmeyin” der uzun süreli depresyondan muzdarip komedyen Bill Bernat:
“Size sevgimiz veya bağ kurma ihtiyacımız değil, iletişim yeteneğimizdir körelen.”
--
Birçok araştırmaya göre, üzgün birine yardım etmenin en etkili yolu, duygularını içtenlikle onaylamaktan geçer.
İçten olmak içinse onun gerçekliğini anlayabilmeliyiz.
“Nasıl ki soğuk algınlığı olan biriyle konuşurken numaradan hapşırmıyorsanız, bizimle konuşurken de sesinizi üzgün yapmak yerine kendiniz olun yeter.” der Bernat.
Arzu edilen içten, saygılı, yargılamayan, açık bir yakınlıktır.
--
Bir başkasına sahiden yardım edeceksek, onun anladığından daha fazlasını anlamalı ama öncelikle onun anladığı şeyi anlamalıyız.
Peki sabrımız var mı? O kadar açık fikirli miyiz?
Dünya, kendi gerçeklerini tek sayanlarla; hüzne, görünmez bariyerlere, insanın derin varoluş sancılarına saygısı olmayanlarla doludur.
Bir türlü bitmeyen hüznü gördüklerinde “off, yine başladık!” derler.
Tuhaftır, çünkü “yine başladık!” diyenler henüz hiç başlamamış, o içten adımı hiç atmamış olanlardır.
Kaynaklar:
Irvin Yalom - Günübirlik Hayatlar
Soren Kierkegaard - Kierkegaard's Writings, XXII, Volume 22: The Point of View (Işık Barış Fidaner çevirisi)
Andrew Solomon - Depression, The Secret We Share
Bill Bernat - How to Connect With Depressed Friends
R. Sahi - Decomposing the implementation and differential benefits of social emotion regulation strategies.
Frederic Nis - Beyond the myth of venting: Social sharing modes determine the benefits of emotional disclosure.







Yorumlar