Yalnızlık, stres ve ayrı düştüğümüz güzel insanlar
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Carl Jung, hayata gözlerini yummadan birkaç sene önce şöyle yazar:
“Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. Kişi, önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.”
Bugün de birçok nörobilimci, yalnızlık hissini, beynimizin beklediği sosyal etkileşimi istediği kalitede alamaması olarak tanımlar.
--
Açlıkta ve susuzlukta olduğu gibi, beynimiz yeterli sosyal etkileşim almadığında dopamin salgılar ve bizi eyleme çağırır. Ancak sosyal etkileşime ne kadar ihtiyacımız olduğu birçok faktöre göre değişir.
Örneğin içedönüksek, az kişiyle görüştüğümüzde bile dopamin damlaları büyük olur, etkileşim kovamız hemen dolar, fazlası sıkıntı verir.
Dışadönüksek, dopamin damlalarımız küçük olur, kovamızı doldurmak için daha fazla sosyal etkileşime ihtiyaç duyarız.
Frontal korteksimiz ise girdiğimiz sosyal etkileşimin bize ne kadar anlam kattığını hesaplar.
--
Araştırmalara göre, her ne kadar iletişim olanaklarımız artsa da dünyanın hemen her köşesinde insanlar sık sık yalnız hisseder.
Çoğu insanın sırdaşı veya kriz anında yardım isteyebileceği biri bulunmaz.
Özellikle hayatımızın ikinci yarısında, evlilikten ebeveynliğe, farklı politik görüşlerden iş yoğunluğuna kadar birçok nedenden dolayı yakınlarımızla olan bağımız gittikçe zayıflar.
Üstelik, yeni arkadaş edinmekte de zorlanırız; standartlarımız artar, yalnız hissettiğimizi göstermekten endişeleniriz ve bütün hikayemizi en baştan anlatmaktan bıkkınlık duyarız.
--
Daha da kötüsü, yalnızlık hissimiz uzadıkça sosyalleşmekten daha çok kaçınırız.
Huzur için sığındığımız, o bütünleştirici yalnızlık zamanla tamamen çevreler bizi.
Hakan Günday’ın karakteri gibi, aradığımız şey, istediğimiz zaman çıkabileceğimiz, kapısı olan bir yalnızlık odasıdır; ama zamanla kapı yok olur ve odamız hapishaneye dönüşür.
Çelişkili değil mi? Madem insanlara daha çok ihtiyacımız var, o zaman onlarla birlikte olmak için daha motive olmamız gerekmez mi?
“Hayır,” der beyin, “bu kadar süre yalnız hissettiğimize göre, demek ki düşman topraklardayız.”
UZAKLAŞTIĞIMIZ GÜZEL İNSANLAR
Jung, otobiyografisinde kendisini sürekli bir savaş alanındaymış gibi hissettiğini söyler. İnsanlardan koptukça durumunu, “Bak arkadaş, sen yere düştün ama benim ilerlemem gerekli, kalamam” diyen ve yoluna devam eden askere benzetir.
Gerçekten de kronikleşmiş yalnızlık, stres tepki sistemimizi sürekli aktif kılar.
Bazı araştırmalara göre, yalnızlık hisseden kişilerin uykuları daha hafif olur, beyinleri olası tehlike sinyallerine karşı duyarlılaşır; her yerde tehdit bulur.
--
Yalnızlığımız uzadıkça aşırı tetikte oluruz. Toleransımız düşer. Paranoyaklaşırız.
Mesajlara dönmemeye, davetleri geri çevirmeye ve sevdiklerimizle önemsiz konularda tartışmaya başlarız. Birine ihtiyacımız arttıkça kendimizi ona daha sık gücenik, küskün ve öfkeli buluruz.
Her şeyi anlamlandıran frontal korteksimiz sevilmeyecek kadar değersiz, önemsiz ve sıkıcı olduğumuzu ve kendimizden başka dostumuzun olmadığını fısıldar.
Yakınlarımızdan bir bir uzaklaşırken kendi kendimize yetme hayalleri kurarız.
--
Elbette özyeterlilik önemli bir fazilettir ama hayatı paylaşabileceğimiz insanlara açılan bir kapımız olduğu sürece.
Nörobilimci Lisa Feldman Barret’ın dediği gibi; bizler sadece birey değil aynı zamanda birbirimizi etkileyen sinir sistemleriyiz.
Zamana dayanmış ilişkilerimiz, yalnızca duygu durumumuzu düzenlemekle kalmaz, benliğimizin sürekliliğini de verir bize.
Ortak anılar, ortak mücadeleler, ortak hikayeler sayesinde hem geçmişimizle hem de dünyayla köprü kurarız.
--
Jung, son bölümde bir hikaye anlatır: Öğrenci hahama gitmiş ve “Eskiden tanrının yüzünü gören insanlar varmış.Neden artık görmüyorlar?” diye sormuş. Haham da, “Çünkü bugün artık kimse o kadar eğilemiyor,” diye yanıt vermiş.
Belki iç dünyamıza fazla daldık, hikayelerimize fazla inandık ve sevdiklerimizi kısır tanılara, popüler tanımlamalara indirgedik.
Oysa her ilişki, parçaların toplamından fazlasıdır.
Mevlana’nın söylediği gibi; doğruya ve yanlışa dair fikirlerimizin ötesine uzanan bir yer var. Uzaklaştığımız bütün güzel insanlarla orada yeniden buluşmak dileğiyle.
Kaynaklar:
Carl Gustav Jung - Anılar, Düşler, Düşünceler
Vivek Murthy - Together
Johann Hari - Kaybolan Bağlar
Hakan Günday - Daha
Lisa Feldman Barrett - How Emotions Are Made
Andrew Huberman - Social Connection & Bonding
Coleman Barks, John Moyne - The Essential Rumi







Yorumlar