Yalnızlığın içindeki umut
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Yalnızlığın pek çok farklı yüzü vardır.
Örneğin Eugenio Borgna sorar: Kim daha yalnızdır; manastırdaki hücresinde ellerini duaya kaldırmış bir keşiş mi, yoksa şehrin kalabalığında hiçbir yere ait hissetmeyen genç mi?
Sabah kimse uyandırmadığında, akşam kimse beklemediğinde ve istediğimizi yapabildiğimizde, buna ne deriz: Özgürlük mü, yalnızlık mı?
Peki iş yerindeki görünmezlik, ait olmama ve bağlantısızlık hissinin yarattığı yalnızlıkla bu, aynı yalnızlık mıdır?
…
Borgna, yalnızlığı üçe ayırır:
İçsel yalnızlık: Kendimizle baş başa kalma ihtiyacından doğar.
Olumsuz yalnızlık: Başkasının varlığına duyduğumuz özlemden beslenir.
Tecrit: İhtiyaçlarımızı bile hissedemediğimiz bir var olamama halidir.
Düşüncelere daldığımızda içsel yalnızlığı, birbirlerine sarılan çiftleri görüp içimiz burkulduğunda olumsuz yalnızlığı, depresyona girdiğimizde ise tecritin yalnızlığını hissederiz.
Ve Borgna der ki, sessizlik ve dilsizlik arasındaki fark ne ise yalnızlık ile tecrit arasındaki fark odur.
…
İçsel yalnızlık, ara ara ziyaret ettiğimiz, içimizdeki gizli bir bahçeye benzer.
Yaratıcılığın, derin düşüncenin, meditasyonun, huzurun ve umudun kök saldığı bu alan, kendimizle yeniden bağ kurmamızı, hayatta asli olan ile asli olmayan şeyleri ayırt etmemizi sağlar.
Bu yüzden Nietzsche, Schopenhauer ve Marcus Aurelius gibi filozoflar için bu tür bir inziva, sadece bir kaçış değil; bilgelik yolculuğunun zorunlu durağıdır.
…
Ancak içsel yalnızlık, insanlardan izole olmak anlamına gelmez. Aksine başkalarıyla daha anlamlı bağlar kurmamızı da mümkün kılar.
Simone Weil, anlamlı bir ilişki için inziva yeteneğimize sahip çıkmamız gerektiğini söyler. Çevremizdekilerin, derinleştiren yalnızlığımıza duydukları saygı, en değerli sevgi işaretidir:
“Hiçbir sevginin seni hapsetmesine izin verme. Yalnızlığını koru. Olur da sana gerçek bir sevginin sunulduğu bir gün gelirse, içsel yalnızlığın ile dostluğun arasında bir karşıtlık olmayacaktır; aksine, sen onu tam da yanılgıya mahal vermeyen bu işaretten tanıyacaksın.”
…
Yalnızlığın en çok karşımıza çıkan hali, eksiklik hissiyle özdeşleştirdiğimiz, olumsuz yalnızlıktır.
Hepimiz bu acı dolu tek başınalık halini bilsek de en hüzünlü halini Van Gogh’un mektuplarındaki sessiz haykırışlarında görürüz:
“Kişiyi bu esaretten çekip kurtaran nedir, bilir misin? Çok derin ve ciddi bir sevgi. Dost olmak, kardeş olmak, sevmek. Bu olmadı mı, insan ömür boyu hapiste yaşıyor."
Acı vericidir ama içinde umut ve özlem taşır. Çünkü doğuştan gelen “bağ kurma” arayışımızın hala aktif olduğunu gösterir.
…
Yalnızlığın en karanlık hali ise tecrittir.
Tecrit yalnızlığında kişi köksüzdür. Zamansızdır. Hiçbir yere ait değildir.
Matt Haig, terapistine insanların en sık dile getirdiği şikayeti sorar. Terapist, “Yalnızlık,” der ve ekler: “Rol yapmaktan yorulmuş, her şeye yabancı hisseden, hiçbir yere ait olmadığını düşünen ve kolayca bağ kuramayan insanların yalnızlığı.”
Haig, şaşkınlıkla ürperir: Nasıl bir dünyada yaşıyoruz ki insanların ortak noktası, kalabalıklar içinde yalnız hissetmek olabilir?
…
Tecrit yalnızlığının ağırlığıyla Melih Cevdet Anday’ın “Öğle Uykusundan Uyanırken” başlıklı denemesinde karşılaşırız:
“Bir gün de bir yalnızı gördüm, yalnızlık nedir anladım. Yalnız olan, gerçekte yalnız değildir, saldırıya uğramış bir insandır.”
Saldırıya uğramış bir insanın yalnızlığı…
Bu, hayalleri yıkılmış, ihanete uğramış, artık acı çekmemek için umudunu öldürmüş bir insanın yalnızlığıdır. Artık bağ kurma umudu taşımayan insanın yalnızlığıdır.
Modern insanın yalnızlığıdır.
…
Borgna, en katlanılmaz anlarda içimizde yalnızlığın narin salını inşa etmemiz gerektiğini söyler. Kaçmak için değil; toparlanmak, yeniden güçlenmek, derinleşmek ve geri dönmek için.
Gördüğümüz gibi, yalnızlığı güzelleştiren, onu anlamlı kılan içinde sakladığı umuttur.
Çünkü umut, geleceğin hatırasıdır. Umutlu yalnızlıkta sadece “ben” yoktur, her zaman bir başkası, hatta bazen tüm dünya vardır. Gabriel Marcel’in dediği gibi:
“Benim, bizim için, sende umudum var.”
Bizi tüketen yalnızlık değil, umudun yokluğudur.
Kaynaklar:
Eugenio Borgna - Ruhun Yalnızlığı
Melih Cevdet Anday - Ölümsüzlük Ardında Gilgamış
Simone Weil - Yerçekimi ve İnayet
Matt Haig - Rahatlama Kitabı







Yorumlar