Ya haklı olabilirsin ya da evli
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“Keşke daha az tepkisel olabilsem,” veya “yine somurttum!” “Bu sefer farklı olacak.”
Yüz kere söz veririz. Yüz bir kere yaparız. İstediğimiz halde değişmek bu kadar zorken, hiç niyeti olmayan partnerimizin değişmesini bekleriz.
"İlişkinin başarısız olmasını istiyorsanız,” diye yazar Harriet Lerner, “ayaklarınızı direyin ve karşı taraf yola gelene kadar değişmeyi reddedin.”
Tamam ama hatalı davranan partnerimizse, biz neden değişiyoruz?
…
Çünkü ilişkilerde haklı olmak nadiren işe yarar. Terrence Real’ın sözü gibi:“ya haklı olabilirsin ya da evli.”
Lerner ilişkiyi mahkemeden çok bir dansa benzetir. Bu dansı alışkanlıklarımızla ve öğrenilmiş reflekslerimizle ederiz.
Tüm dikkati karşı tarafın adımlarına verdiğimizde, aslında kendi gücümüzden vazgeçmiş oluruz. Nasıl tepki vereceğimizi, nerede duracağımızı, ne istediğimizi bilme gücünden.
Zamanla sinirli, sinik ve "sürekli haklı" bir insana dönüşürüz.
…
Bir ilişki içindeki döngü, çoğu zaman yüksek sesli tartışmalardan değil, içimizde tekrar eden aynı cümlelerden beslenir.
“Kaç kez söyledim!” “Neden böyle yapmaya devam ediyor?”
Cümleler yoğunlaştıkça haksızlığın öfkesi içimizde parlamaya başlar.
Suçlamaya dönüşen öfke dünyadaki varlığımızı küçültür. Daha net olmamızı sağlayan öfke ise varlığımızı güçlendirir.
Öfke bizi kendimize yaklaştırdığında döngü çatlamaya başlar.
…
Suçlamalar işe yarasaydı, muhtemelen bütün bunlara gerek kalmazdı.
Sürekli suçlanan bir insan bir süre sonra tartışmayı bile bırakır.
Sadece susar.
Çünkü her hareketinin zaten yanlış sayılacağını öğrenmiştir.
Susar ve giderek uzaklaşır.
Susar ve bir gün patlar.
…
Oysa kontrol edebileceğimiz tek şey kendi adımlarımız.
Partnerimizin adımlarını düzeltmeye çalışmak yerine kendi adımlarımızı değiştirdiğimizde eski kalıp karşılık bulamaz. Kendiliğinden bozulur. Partner ya uyumlanır ya da uyumlanmaz, ama artık biz aynı döngüde kalmayız.
İlişkide net olabiliriz. “Sen” dilinden kurtulup “Ben” diline geçebiliriz.
“Sen bunu yap” ve “Sen bunu yapma” azalır. Yerine “Ben bunu yapacağım” gelir.
Benliğimiz güçlenir.
…
Ama adımlarımıza yönelmek zordur. Belki de öfkelenmeye alışığız; haklı hissetmenin gücüne ihtiyaç duyuyoruz.
Belki de daha derinlerdeki kaygımızı partnerimize yönlendiriyoruz. Yetersizlik duygusu. Terk edilme korkusu. Hatta terk etme korkusu. Belki de kendi huzursuzluğumuzu yönetmeye çalışıyoruz.
Jung’un yazdığı gibi başkalarında bizi rahatsız eden her şey, kendimizi anlamamıza giden bir yol olabilir.
Tam olarak neyi kontrol etmeye çalışıyoruz?
Ve bunun bir sonu var mı?
…
Bir sonu var. Carl Rogers’ın paradoksunu hatırlayalım: “Kendimi kabul ettiğimde değişmeye başlıyorum.”
Aynısı yanımızdaki insan için de geçerli olamaz mı? Onu olduğu gibi kabul ettiğimizde, değişebilmesi için alan açabiliriz.
Belki de başlarında suçlayıcı bir gözetleme kulesi olmadan daha rahat değişir.
Çünkü herkes kendisi olmak ister.
Gözetleme kulesinden inebilir ve kontrole harcadığımız o enerjiyi hayatımıza odaklayabiliriz.
…
U2’nun One şarkısında şarkıcı, kendisini değiştirmeye çalışan partnerine serzenişte bulunur:
“Bana aşkın bir tapınak olduğunu söylüyorsun. Ama içeri girmek istediğimde beni süründüyorsun.” ve ekler:
“Biriz ama aynı değiliz. Birbirimizi taşımamız gerekiyor.”
Neden değişiriz? Çünkü kontrolü bırakmak, taşımayı seçmek ve kendi adımımızı atmak cesaret ister.
O zaman tapınağın altında iki güçlü birey olarak dans edebiliriz.
Ve aramızdaki müzik biterse... Birbirimizi kırmadan ayrılabiliriz.
Kaynakça
Harriet Lerner - Öfke Dansı
Harriet Lerner - Dance of Connection
Terrence Real - The New Rules of Marriage
Carl Jung - Anılar, Düşler, düşünceler
Carl Rogers - Kişi Olmaya Dair
U2 - "One"







Yorumlar