Yaşanmamış hayatın suçluluğu
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Psikolog Tara Brach, ergenliğe giren oğluyla bağ kuramayan bir danışanını anlatır. İçine kapanan çocuk, annesiyle her türlü iletişimi reddeder. Anne ise kendini tutamaz, çocuk üzerinde yararsız bir baskı oluşturmaya devam eder.
Brach, en çok hissettiği duyguları dile getirmesini istediğinde danışan, hem kendine hem de oğluna öfke duyduğunu kabul eder. Ayrıca oğlunun geleceğinden korkmaktadır. Fakat onu en çok ezen duygu, suçluluk hissidir.
“Sevdiğim herkesi hayal kırıklığına uğrattım,” der, sesi titreyerek.
…
Brach, danışanına bu suçluluğu ne zamandan beri taşıdığını sorar. Danışan gözlerini kapatır, derin bir nefes alır ve uzun bir bekleyişin ardından fısıldar:
“Oğlum, eski eşim, annem… Kendimi bildim bileli herkesi hayal kırıklığına uğratıyorum ve sevilmeyi hak etmediğimi düşünüyorum.”
Brach nazik bir tonda devam eder: “Neredeyse tüm hayatını sevgiyi hak etmediğin inancıyla yaşamak sence hayatını nasıl şekillendirdi?”
Danışan duraksar. Birden her şeyin ne kadar farklı olabileceğini hisseder ve ağlamaya başlar.
…
Brach, danışanın durumunu “ruh üzüntüsü” olarak tanımlar. Hayatımızı bambaşka şekilde yaşayabilirdik. Artık yaşayamayız ve geri kalan zamanımız da kısıtlı.
Bu gibi farkındalık anlarında içimizde yaşanmamış hayatların yasını hissederiz. Eğer bu yas duygusuna kendimizi açabilirsek, içimizden bir şefkat dalgası yayılır. Brach buna “affedici kalbin incelikli merhameti” der. Bu merhamet sayesinde kalan zamanımızı daha anlamlı geçirecek eylemlere geçme gücünü buluruz.
Ama bazen suçluluk öyle ağırdır ki, o affedici kalbin incelikli merhametini duyamayız. Aynı kısır döngüye hapsoluruz.
…
Aldous Huxley, suçluluk duygusunun geleceğimizi nasıl sabote edebileceğini Cesur Yeni Dünya kitabının önsözünde gösterir:
“Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiğince düzeltin ve bir daha yapmamaya çalışın. Ama hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin.”
“Çünkü temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.”
Suçluluk bazen ders almamızı sağlar. Ama kontrolü ele geçirirse, Huxley’in dediği gibi, çamurda yuvarlanmayı arınmak sanırız.
Öğren, Affet ve Devam Et
Kronikleşmiş suçluluk duygusu sadece ilişkilerimizi değil, finansal kararlarımızı bile etkiler. Nobel ödüllü Daniel Kahneman’a göre, pişmanlığa duyarlı insanlar en kötü kararları verir:
“Bir insanın suçluluk hissetme potansiyeli ne kadar fazlaysa, yanlış zamanda yanlış hamle yapma ihtimali de o kadar yüksektir.”
Kahneman, bu tip insanların kendilerine iyi tavsiyeler veren finans danışmanlardan bile uzaklaşabildiğini söyler. Çünkü suçluluk derinlerde, kendini cezalandırmak ister.
…
Araştırmalar kendilerini sert bir şekilde suçlayan insanların iyi bir terapi sürecini yarıda bırakabildiğini gösterir. Neden Böyleyim, Nasıl Değişebilirim’de şöyle yazmıştım:
“Çünkü sürekli kendine saldıran bir sistem, iyileşmek için gereken enerjiyi bulamaz.”
Kendini cezalandırmak isteyen suçluluk duygusu, kişiyi içten içe, iyi olmayı hak etmediğine bile inandırabilir. Bu nedenle iyi hissetmeye başladığında süreci sabote edebilir.
Bu bağlamda Antik Romalı Plautus haklıdır; suçluluk duygusunun bilincinde olan bir insanın zihninden daha sefil bir şey yoktur.
…
Sürekli kendine saldıran bir sistem anlamlı bir hayat için adım atamaz. Hannah Arendt’in etkileyici bir şekilde özetlediği gibi, dünün üzüntüleri ve yarının endişeleriyle donatılmış bir kalpten, bugün için bir şey beklemememiz gerekir.
Hannah Arendt, Hegel’e atıfta bulunarak şöyle der: Anlamak insanın gerçeklikle uzlaşma yoludur; asli olarak dünyayla barışmayı hedefler.
Ancak zihin barışı sağlayamazsa, kendine saldırmaya devam eder.
Yani, geçmişin etkilerinin farkına varmamız yetmez; geçmişle uzlaşmamız da gerekir.
…
Brach’ın danışanı, kendini suçlama baskısından kurtulunca hem öfkesi hem de korkusu azalır. Bu sayede küçük adımlarla da olsa ergen oğluna daha güvenilir bir alan açmayı ve onunla iletişime geçmeyi başarır.
Anlamak, gerçeklikle uzlaşma yoludur.
Clarissa Estes, her birimizin içinde “yaşlı bir şifacı” bulunduğunu söyler. Ama sadece gerçekliği kabul ettiğimizde işini yapar.
Gerçeklikle barıştığımızda, ruhumuzun “yaşlı şifacısı” bize ikinci bir şans vermekle kalmaz, “affedici kalbin incelikli merhameti” ile daha anlamlı bir hayat yaşamamızı da sağlar.
Kaynaklar:
Tara Brach - True Refuge
Emre Özarslan - Neden Böyleyim, Nasıl Değişebilirim?
Daniel Kahneman - Four Keys to Better Decision Making
Aldous Huxley - Cesur Yeni Dünya
Hannah Arendt - Geçmişle Gelecek arasındaki Boşluk
Clarissa Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar







Yorumlar