top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Yaşam anksiyetesi

  • 18 Tem
  • 2 dakikada okunur

“Bizi korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır.“


Marianne Williamson, bazen potansiyelimizi gerçekleştirmekten korkuğumuzu söyler.


Hatta bazı bunalımlar, ilerlemekten duyduğumuz korku ile harekete geçmemekten duyduğumuz öfkenin birikmesinden kaynaklanabilir.


Jungcu analist James Hollis, bu tür bir bunalımın daha gerçek bir hayata davet olduğunu söyler:


“Ruhun buluşmak için seni çağırıyor. Peki, sen, daveti kabul edecek misin?”


...


Psikanalist Otto Rank’e göre insan iki nihai anksiyete arasında gidip gelir.


İlki yaşam anksiyetesidir.


Yaşam anksiyetesi, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirme korkusudur. İlerlemek, sorumluluk almak, yeni bir kimlik inşa etmek; bunlar birey için kaygı verici olabilir.


Kişi, diğerlerinden ayrıldıkça yalnızlık, tekinsizlik, onaylanmama korkusu, rekabet endişesi ve güvensizlik hisseder.


O zaman geri döner: Bireyselleşmeden vazgeçer, birleşmede, kendini bir başkasına bırakmada, sorumluluğu üstünden atmada rahatlık bulur.


...


Ama yaşamdan korkup sindikçe bu sefer ölüm anksiyetesi bastırır:


“Bu zamanda kendinden ne yaptın? Herkes ilerlerken sen neden geride kaldın?”


Kişi ilerlemesini sağlayacak, canlandırıcı bir öfke geliştirir. Ama bazen, öfkesine doğru sorular sormaz. Dolayısıyla sıkışır kalır.


Ölüm borcundan kaçmak için yaşam kredisini reddeden, canını kaybetmemek için cansız numarası yapan, nihai yıkımdan kurtulmak için kendini yüzlerce kez yıkan, ışığı görülmesin diye üstünü örten ve hep yanlış nesnelere öfkelenen insanın hikayesidir bu.


Doğru sorular


İnsan, sorular soran bir sorudur ve yaşamı sona erdiğinde yanıt da ortaya çıkar. Hollis’e göre derinlerimizden gelen bu sorulara kulak vermezsek, hayatı bilinçsiz ve rastlantısal yaşarız.


Hollis, başlangıç için üç soru önerir:


1. Yürüdüğüm yol beni büyütüyor mu yoksa küçültüyor mu?


2. Bende olup dünyaya doğmak isteyen nedir?


3. Kendimin değilsem kimin / neyin hizmetindeyim?


...


Hollis, farklılıklarımıza atıfta bulunur. Dünyaya uyum sağlamak, dengeli olmak veya başkalarına örnek olmak için gelmediğimizi hatırlamamızı ister.


Ortalamanın dışında, farklı, belki tuhaf olmak için, belki de küçük, hantal, tıknaz benliklerimizi varlığın büyük mozaiğine eklemek için burada olduğumuza inanmalıyız.


“Tek amacımız giderek daha fazla kendimiz olmaktır,” der Hollis: “Çeşitli benliklerimiz cisim bulmaya, dünyaya katkı vermeye ve kafa karıştırmaya devam ederken, biz de içimizde ortaya çıkan şeylere hayran kalmalıyız.”


...


Thomas Merton ise nelerden vazgeçtiğimizi ve neden vazgeçtiğimizi sorgulamamızı bekler:


“Beni tanımak istiyorsan,” der keşiş, “nerede yaşadığımı, ne yemeyi sevdiğimi, saçımı nasıl taradığımı sorma. Ne için yaşadığımı sor. Ama daha önemlisi, yaşamak istediğim hayattan ne uğruna vazgeçtiğimi sor.”


Ne için yaşadığımız, ne için yaşamak istediğimiz ve vazgeçme nedenlerimiz….


Merton’a göre bu soruya ne kadar gerçekçi bir yanıtımız varsa o kadar tamamlanmış bir insanız.


...


Bazen öfkeli bir tevazu ardına saklanırız. O zaman şu soruyu sorabiliriz: Tevazum cesaretimden mi kaynaklanıyor, cesaretsizliğimden mi?


Williamson, eleştirilmemek, rahatsızlık vermemek ve mücade etmemek için kendimizi küçük göstermenin mütevazılık değil, bir yalanı yaşamak olduğunu söyler. Oysa ışığımızın parlamasına izin vermek herkesi özgürleştirir:


“Biz kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, ister istemez diğer insanların da aynı şeyi yapmalarına izin veririz.”


“Biz korkumuzdan özgürleştikçe, mevcudiyetimiz başkalarını da özgürleştirir.”


...


Eğer öfkeyi kendimize yönlendirdiysek, “benden bir şey olmaz,” “bu hayatı boşuna yaşadım,” “herkes ilerledi ben geride kaldım,” diyorsak belki de bir başka soru sormalıyız:


Sakın bu öfke, mağaramızdan çıkmamak için bahanemiz olmasın?


İnsan, sorular soran bir sorudur. Nasıl bir hayat yaşadığı ise dünyaya bıraktığı tek yanıttır.


Her şey, uyanır uyanmaz sorabileceğimiz tek bir soruya indirgenebilir:


“Ruhun seni buluşmaya çağırıyor. Bugün bu daveti kabul edecek misin?



Kaynaklar:

Marianne Williamson - A Return To Love

James Hollis - Living Between Worlds

Thomas Merton - My Argument with the Gestapo

Irvin Yalom - Varoluşçu Psikoterapi

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page