Uyaran ve tepki arasındaki boşluk
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“Uyaran ve tepki arasında bir boşluk bulunur. O boşlukta bizim tepkimizi seçme kudretimiz yer alır. Verdiğimiz tepkide ise gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır”
Viktor Frankl’a atfedilen bu söz, muhtemelen hayatımı en çok etkileyen ve bana umut veren cümledir.
İstediğimiz gibi bir insan olma umudumuzu, başımıza gelenlerle, bunlara verdiğimiz tepki arasındaki boşluğu insancıl niteliklerle doldurabilmekte arayabiliriz.
Çünkü o boşluğa hayal gücümüzü sığdırırız; en doğru kararı vermek için kendimizi farklı durumlar içinde tasavvur eder, olası sonuçları düşünürüz.
Çünkü o boşluğa vicdanımızı sığdırırız; vereceğimiz tepkinin bizi biz yapan değerlerle uyumlu olup olmadığını inceler, onu ahlaki süzgecimizden geçiririz.
--
Bizi kendimizden ve herkesten sorumlu kılan o boşluktur. O boşlukta düşünürüz kim olmak istediğimizi ve yine o boşlukta durdururuz istediğimiz kişi olmamızı engelleyen dürtüleri.
James Clear, Atomik Alışkanlar’da kim olmak istediğimize karar vermemiz gerektiğini söyler ve ekler:
“Yaptığınız her eylem, olmak istediğiniz kişiye attığınız bir oydur. Tek bir eylemle o kişi olamazsınız belki, ancak aynı tür eylemleri sürekli tekrarlayarak olmak istediğiniz kişiye yaklaşırsınız.”
Peki ya o boşlukta kendi canavarımızı besliyorsak?
Ya kötücül bir benmerkezcilikle saatler boyu kendimizi suçluyor, en acı verici hatıraları seçiyor, rengarenk dünyayı siyah beyaz kabul edip, kendimizi siyahın karanlığına hapsediyorsak?
Murakami, kadim Budist sözünü anımsatır bize:
“Acı kaçınılmazdır. Izdırap çekmek ise size bağlıdır.”
O boşluk, aynı zamanda, acının ızdıraba dönüştüğü yer olamaz mı?
ACIYI ARTIRMAK
Olumsuz bir deneyim yaşadığımızda acıdan kaçamayabiliriz. Ama acının süresi ve şiddeti bize bağlı olabilir.
“Acı ne katlanılmazdır, ne de sonsuz;” der ünlü düşünür Markus Aurelius, “kendi imgeleminle onu artırmazsan tabii.
Oysa genellikle kendi imgelemimizle onu artırır, yani kendimize kötülük yaparız.
--
Terk ediliriz, bir daha asla ondan daha iyisini bulamayacağımıza inanırız.
Sevdiğimiz birini kaybederiz, bir daha asla mutlu olmayacağımıza inanırız.
Tek bir hatada kendimizi aptal, tek bir yalanda kendimizi hilekar, tek bir kötülükte kendimizi şeytan gösteren dürtüsel düşünceleri kucaklar, onlara inanırız. O boşluğu daha huzurlu yaşamak için değil, hayatımızı cehenneme çeviren senaryoları izlemek için kullanırız.
Bu nedenle Markus Aurelius, insanın kendi kendine yaptığı kötülükten kaçınmaya çalışmazken, başkalarının kötülüğünden kaçınmaya çalışmasını gülünç bulur. Çünkü kişi kendini kontrol edebilir, karşısındakini değil.
Bu nedenle işe kendimize yaptığımız kötülüklerden başlamamız gerektiğini önerir.
--
Etki ile tepki arasında, bizi bütün diğer canlılardan ayıran bir boşluk bulunur.
O boşluğu kullanma şeklimize göre olmak istediğimiz kişiye doğru yaklaşabilir veya hayatımızı cehenneme çevirebiliriz.
Dünya rengarenktir. Ancak Markus Aurelius’un dediği gibi:
Hayatımız rengini ve biçimini düşüncelerimizden alır.
Ve huzur dediğimiz zarif bir düzendir aslında.







Yorumlar