Travma ne değildir?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Travma kelimesi, Yunanca “fiziksel yara” anlamına gelir. Dolayısıyla psikolojik travmayı, en basit tabirle, kapanmayan ve ilk günkü gibi sızlayan zihinsel yaralarımız olarak düşünebiliriz.
Tanı kriterlerinde birbirinden farklı şekilde ifade etse de, muhtemelen en gerçekçi ve etkileyici tanımı, çocukluğunda yaşadığı travma nedeniyle beş yıl konuşamayan Maya Angelou yapar:
“Derinlerimizde öyle bir şok yaşarız ki daha derimiz hissetmeden benliğimiz özümser.”
--
Böylesine çarpıcı bir terimi bugün o kadar farklı hikayeler ve bağlamlar içinde görürüz ki, bazen anlamı konusunda şüpheye düşeriz. Bir terim bu kadar çok insanın hayat hikayesinde kendine nasıl en ön sıralarda yer bulabilir?
Mutsuz olduğunu söyleyen bir okuyucumun mektubunun son cümlesi aslında her şeyi özetler:
“Muhakkak travma yaşamış olmalıyım. Bu, her şeyi açıklardı.”
Travma, açıklar.
--
Ama her büyük acı, hayatımızı değiştiren her trajik olay travmaya sebep olur mu? Yoksa, kendimizi açıklamak için kolaya mı kaçıyoruz?
Aslında pek suçumuz yok, çünkü uzmanlar bile travmanın ne olduğu konusunda uzlaşamıyor. Bundan yıllar evvel Anne Freud bizi uyarıyor:
“Uzmanların travmayı gelişigüzel ve geniş çapta kullanması içinin boşaltılmasına neden olur.”
Peki, nedir psikolojik travma?
Bruce Perry, Van der Kolk, George Bonanno, Paul Conti ve Eamon McCrory gibi beş önemli uzmanın söylemlerinden bir sonuç çıkarmaya çalıştım.
1. Uzmanlar bir konuda hemfikirler: Travma ile olumsuz deneyimleri birbirinden ayırmalıyız.
Yakınlarımızı kaybedebilir, büyük bir aşkla sevdiğimiz kişi tarafından terk edilebilir, sokak ortasında tanımadığımız bir kişi tarafından darp edilebiliriz. Bunların hepsi travmatik olaylardır, belki aylar boyunca etkisinden çıkamayız ama yine de travma yaratmayabilirler.
Travmayı ayıran, hayat akışımızda yarattığı büyük boşluktur. Van der Kolk uyarır: Travma ile birlikte zaman durur. Olayı her hatırladığımızda veya her tetiklendiğimizde o ilk andaki fiziksel tepkiyi veririz; aynı kalp çarpıntısını, terlemeyi ve büyük stresi...
2. Bir diğer uzlaşılan nokta ise şu: Travma olayın kendisi değil, beynimizin olaya verdiği tepkidir.
Bruce Perry, okuldaki bir yangın senaryosunu düşünmemizi ister. Öğrencilerden her biri, genlerine ve mevcut psikolojik durumlarına göre bu travmatik olayı farklı deneyimler; kimisi yoğun stres yaşar, kimisi yangını daha soğukkanlı karşılar. Olay bittikten sonra bazı öğrenciler ebeveynlerinin güvenli sözleriyle yatıştırılırken bazıları korkularıyla baş başa bırakılır.
Kimimiz için en travmatik olaylar bile travma yaratmayabilir. Kimimiz içinse en basit olaylar bile, özellikle yeterli destekten yoksun kalırsak, travmaya neden olabilir.
3. Paul Conti, travmayı ikiye ayırır: Akut travma ve kronik travma.
Akut travma başımıza gelen ve bizi tarumar eden tek seferlik olaylardır; örneğin saldırı, deprem, araba kazası, hayati tehlike yaratan sağlık sorunları gibi. Büyük bir olay olduğu için üzerimizde yarattığı etkinin kaynağı olduğunu az çok biliriz.
Ancak kronik travma, yani düşük dozda da olsa sık sık maruz kaldığımız olumsuz deneyimler daha sinsidir. Utanç, suçluluk ve değersizlik gibi yoğun duyguları nasıl kaptığımızı fark edemeyiz bile. Örneğin şiddet dolu bir evde yaşamak, ayrımcılığa maruz kalmak gibi.
4. Travmatik deneyimler tek başlarına geleceğimizi belirlemez.
Travmanın beyin üzerindeki etkilerini inceleyen Eamon McCrory, travmanın kaderimiz olmadığını söyler: Yaşadığımız olumsuz deneyim, bariz bir zihinsel değişimden ziyade, bir kırılganlık yaratır.
Bu kırılganlık zamanla pekişebilir ve daha büyük sorunlara yol açabilir.
Örneğin aşırı korunmacı halimiz nedeniyle sosyal ortamlara girmekten kaçınabilir veya en ufak olumsuz sinyalleri bile devasa tehditler olarak algılayabiliriz. Bu da bizi yalnızlaştırır ve bu yalnızlılık hali kırılganlığımızı pekiştirir.
5. Travma, konuşulduğundan çok daha nadirdir.
Bonanno daha iyimser bir hikaye verir bize, çoğu travmatik olaydan uzun süreli bir hasar görmeden, üstelik esneklik kazanarak çıktığımızı iddia eder.
Travma konusuna önümüzdeki haftalarda devam edeceğiz. Ancak bir noktayı unutmayalım: Travmayı tek yanıt olarak seçersek kendimizi onun sonucu olarak tanımlama yanılgısına düşeriz. Bu nedenle “Travma ne değildir,” sorusunun yanıtı Nikita Gill’in mısralarında gizlenir:
Ya sana şunu desem: Hasarlarından ibaret değilsin
Ve hayatta kalmayı nasıl başardığın ilgilendirmez kimseyi.
Maya Angelou - Singin and Swingin and Gettin Merry Like Christmas
Howard Levine - Psychoanalysis and Trauma
Bruce Perry - What Happened to You?
Bessel Van der Kolk - Beden Kayıt Tutar
Paul Conti - Trauma: The Invisible Epidemic
Eamon McCrory - Trauma and Brain
George Bonanno - The End of Trauma
Nikita Gill - Fierce Fairytales







Yorumlar