Terapi dili ilişkilerimizi zedeliyor mu?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Bir zamanlar yalnızca terapi odalarında kullanılan kelimeler bugün gündelik hayatın dili haline geldi: “Tetikleniyorum,” “sınır çiziyorum,” “travmam var,” “beni gaslight ediyorsun…”
Psikoloji okuryazarlığının artması kuşkusuz önemli bir kazanım. İnsanlar artık acılarını tarif edebiliyor.
Ancak bu dil yakın ilişkilerde bir açıklama aracı olmaktan çıkıp bir yargılama biçimine dönüştüğünde, ilişkiyi onarmaktan çok zedeliyor.
Üstelik çoğu zaman bunu iyi niyetle yaptığımızı düşünsek bile.
…
Gazeteci Olga Khazan, terapi dilinin ilişkilere etkisini öğrenmek için Amerika’nın önde gelen çift terapistleriyle görüştü. Terapistlerin ortak şikayeti, bu dilin danışanlar tarafından abartılı ve yer yer yanlış kullanılması.
Örneğin, psikolog Isabelle Morley, her hafta en az bir kişiden “gaslight” kelimesini duyduğunu söylüyor. Danışanlar, sıradan yanlış anlamaları ya da dikkatsizce söylenmiş sözleri bile bu ağır kavramla adlandırabiliyor.
Oysa bu terim, bir başkasının gerçekliğini sürekli ve bilinçli biçimde çarpıtmak anlamına gelen çok ciddi bir istismar.
…
Gaslighting gibi, “narsist” kelimesi de gündelik tartışmaların vazgeçilmez etiketlerinden biri haline geldi. Çift terapisti Terry Real’in dediği gibi, son yıllarda terapilere şu cümleyle başlayanların sayısı az değil: “Ben bir narsistle evliyim.”
Oysa klinik anlamda narsistik kişilik bozukluğu son derece nadirdir. Real, çift terapilerinde bencil ya da benmerkezcil pek çok insanla karşılaştığını, ama neredeyse hiç “gerçek narsist” görmediğini söylüyor.
Bu kadar ağır hükümlere bu kadar özgüvenle varılması, elbette ilişkiyi kısa sürede içinden çıkılmaz hale getiriyor.
…
Psikolog Jonathan Alpert ise bağlanma stillerinin bile bir tartışmayı kimlik meselesine dönüştürdüğünü söylüyor.
“Sen kaygılı bağlanansın, en ufak şeye kaygılanıyorsun.”
“Sen kaçıngan bağlanansın, her duygusal konuşmadan kaçıyorsun.”
Alpert, çiftlerin bu etiketleri çoğu zaman yanlış kullandığını ve bu söylemlerin gizli bir mesaj taşıdığını belirtiyor:
“Ben değişmeyeceğim. Eğer bu ilişki sürecekse, değişmesi gereken sensin.”
…
Alpert’e göre psikolojik terimler, nesnellik ve tıbbi otorite maskesi altında, kişisel sorumluluktan kaçmak veya karşı tarafı susturmak için kullanılıyor.
Ki Harriet Lerner, 1985 yılında yazdığı Öfke Dansı kitabında bizi bu konuda uyarmıştı. “Gerilim yükseldiğinde,” diye yazmıştı Lerner, “çoğumuz enerjimizi karşımızdakini anlamaya değil, ona tanı koymaya harcarız.”
“Tanı koymak iyi niyetle yapılsa bile çoğu zaman gizli bir suçlama ve kendini üstün görme şeklidir.”
…
Irvin Yalom da genç meslektaşlarına öğütler için kaleme aldığı Bağışlanan Terapi’nin ikinci bölümünün başlığını “Tanıdan Kaçının” olarak seçmişti.
Yalom’a göre tanı görüş açısını daraltır; karşımızdaki kişiyle bir insan olarak ilişki kurma yeteneğimizi azaltır. Ama en kötüsü, tanı kendini gerçekleştiren kehanete dönüşebilir.
Belki de bu nedenle ünlü aktivist Chirlane McCray, sadece tanılara indirgenmenin hayata kapanan tabutlara benzediğini söylemişti.
…
İçinde bulunduğumuz hız kültürünü de unutmamamız gerek. Telaş, bizi yalnızca hızlı çözümlere değil, hızlı ithamlara ve kesin yargılara da sürüklüyor.
Balzac’ın Tılsımlı Deri romanında Raphael, kendisini tek cümleyle açıklamaya çalışan dostuna “acılarımı dinleyecek yarım saatin yoksa beni yargılama” diye çıkışmış ve şöyle demişti:
“Bir insanı yargılamak için en azından düşüncelerini, bahtsızlıklarını, duygularını bilmek gerekir; hayatı yalnızca olaylarla değerlendirmek ahmakların yazacağı kronolojiden başka bir şey değildir!”
…
Yine de karamsar olmamıza gerek yok. Birçok psikolog bu durumu bir “geçiş dönemi” olarak görüyor: Bugün kelimeleri yeni öğrenen çocuklar gibi aşırı kullanıyoruz; zamanla daha dikkatli olmayı da öğreneceğiz.
Ama o güne dek, prensip olarak sevdiklerimizi bir avuç etikete indirgemektense, içsel karmaşıklıklarını anlama zahmetine girebiliriz.
Gloria Steinem’in dediği gibi, etiketlemek görünmeyeni görünür kılarken onu hapseder; sınıflandırmak, yakınlaşmanın düşmanıdır.
“Kıyaslamayın, kaynaşın.”
Kaynaklar:
Olga Khazan - Why Couples Therapists Are Sick of ‘Therapy-Speak
Almagro, Isern-Mas - Blunting Concepts: The Double-Edged Effect of Popularizing Psychotherapy Language
Almagro, Isern-Mas - Unmasking therapy-speak
Samantha Boardman - How Psychobabble Is Ruining Our Relationships
Irvin Yalom - Bağışlanan Terapi
Harriet Lerner - Öfke Dansı
Honore de Balzac - Tılsımlı Deri







Yorumlar