top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Tamiri mümkün bu hikayenin

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Orta çağ masalında dudakları donuk, sakalı mavi, zengin bir adam yaşar, köy köy dolaşıp kendine eş arar. Birçok kez evlenir ama her seferinde eşleri gizemli bir şekilde kaybolur. Yine de, özellikle genç kızlar onun vaatlerinden büyülenir.


Büyülenmek hep tehlikelidir.


Jung’un dediği gibi, birinden büyülenmemiz, sahip olamadığımız nitelikleri onda görmemize ve gücümüzü ona teslim ederek onunla özdeş hissetmemize neden olur.


En tehlikelisi de bir despotla özdeşleşmektir.


Mavisakal, arabasıyla üç kız kardeşi gezdirip onlara ayrı ayrı vaatlerde bulunup evlilik teklifi eder. Görmüş geçirmiş iki abla teklifi geri çevirir. Çünkü içgüdüleri güçlü insanlar, kimin süslü sözlere rağmen hayatlarını mahvedebileceğini hemen anlar.


Ama en küçük kız, hem heyecanlı, hem cesaretli, hem de yeterli sezgiye sahip olmadığı için “sakalı aslında o kadar mavi değil” diyerek teklifi kabul eder. Mavisakal’ı iyileştirebileceğine inanır.


Kimse, bir avcının avı olduğunu kabul etmek istemez.


Gerekirse gerçekleri boyar.


Bir gün Mavisakal, şehir dışına çıkmak zorunda kalır. Evin bütün anahtarlarını karısına verip, en küçük anahtarın açtığı oda hariç, bütün odalara girebileceğini söyler. Anahtarın hangi kapıyı açtığını da söylemez.


Hayatımızı kısıtlamak isteyenler, önümüze sahte seçimler sunar. İstediklerimiz hariç, her şeyi seçebiliriz.


İçi boş, sahte seçenekler arasında debelendikçe, aslında ne istediğimizi, yani kendimizi unuturuz.


“Benliğimizin kapısını açan anahtarı yasaklamak, sezgileme gücümüze ve merakımıza ket vurmakla eşdeğerdir” der Clarissa Estes.


Evi dolaşan kadın, küçük anahtarın koridorun sonundaki kapıya uyduğunu fark eder. Kapıyı açınca her yerin cansız bedenler ve kafataslarıyla dolu olduğunu görür.


Hemen kaçar oradan. Ama üstü başı kan olmuştur. Kıyafetlerini değiştirir, yeni kıyafetler de lekelenir. Çünkü küçük anahtardan kan damlıyordur. Nafile temizlemeye çalışır.


Bize benliğimizi açan anahtar, çoğu zaman vicdanımızdır. Kötülükleri gördüğümüzde, vicdanımız kanamaya başlar ve onu durduramayız.


Ama onu yok sayabiliriz.


Kocasından korkan, ama sahip olduklarından vazgeçmek istemeyen kadın, anahtarı dolaba saklar.


Ernest Becker, oy verdiği liderin kötülük yaptığını gören seçmenlerin kendi derinlerinde suçluluk hissetse bile bu suçluluk duygusunun onları lidere daha da yakınlaştırdığını söyler, çünkü cezalandırılmaktan korkarlar.


Mavisakal eve döndüğünde küçük anahtarın yerinde olmadığını görür. Karısı boş yere af diler. Bir despotun dünyasında tek ölümcül günah onun sözlerine karşı gelmektir. Binlerce kişinin ölümünden sorumlu da olsan, biat ettikçe korunur, sadece karşı gelirsen kovulursun.


Eşi zaman kazanmak için ölmeden önce dua edeceğini söyleyip kendini odaya kilitler. Bir süre sonra, mucizevi bir şekilde kızın üç abisi gelir ve onu Mavisakal’ın elinden kurtarır.


Beklenmedik bir yardım mı?


İnsan veya toplum, ruhunu emen, ışıltısını söndüren, bilincini katleden, yaratıcılığını sömüren o kişiden kurtulmaya gerçekten karar verdiğinde, yardım o güne dek görmezden geldiği kaynaklardan gelir.


Buluşması istenmeyenler buluşmuş, bütün kardeşler birleşmiştir. Kişinin gölgesiyle, toplumun farklılıklarıyla bütünleşmesi gibi.


HİKAYEMİZE SAHİP ÇIKMAK


Estes, “Mavisakal nasıl iktidara geldi?” adlı makalesinde, eski masalın güncelliğini koruduğunu söyler.


Benliğimiz, kendimize anlattığımız hikayemizdir.


Evdeki, iş yerindeki ve siyasetteki narsist manipülatörler, hikayemizi değiştirirlerse, bizi de değiştirebileceklerini bilirler.


Yetersizliklerinden doğan felaketlerimizi kader, özgür olma yolundaki cesur girişimlerimizi nankörlük ve hainlikle hatırlamamızı isterler.


Bu nedenle Santayana, hikayelerini unutanların onları tekrarlamakla yazgılı olduğunu söyler.


Ama biz, hiçbirini unutmadık, değil mi?


“Bayım, benim tek kurtuluş umudum bu sizin inatçılık dediğiniz şeydir.” diyen o John Fowles karakteri gibi inatla hatırladık hepsini.


O umutsuz gecelerde hepimiz, bu kadar öfkeye, nefret diline, ayrıştırmaya, biat kültürüne, vasat tahakkümüne maruz kalmasaydık ne güzel bir hikayemiz olurdu diye düşündük.


Yine de, geç değil. Birleşmesi istenmeyenler birleştikçe, farklılıklarımızla bütünleştikçe, en çok da gelecek kuşaklar için, tamiri mümkün bu hikayenin.



Alıntılar:

Clarissa Estes - How Bluebeard and Hitler Came To Power

Clarissa Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar

Ernest Becker - Ölümü İnkar

John Fowles - Fransız Teğmenin Kadını

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page