Tahammülsüzlüğün dört nedeni
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“Bazen bütün dünya boş işlerle canımı sıkmak için kumpas kurmuş gibi geliyor,” der Emerson.
Sıkışan trafik, ilerlemeyen sıra, takılan internet, bekleten müşteri temsilcisi, komşunun bitmeyen gürültüsü, yerine konmamış bir eşya, durmayan whatsapp bildirimleri, çalışırken bölen patron, saygısızlık eden müşteriler, gelmeyen sipariş, başına bir türlü oturamadığımız iş...
Her gün milyonlarca kişinin söylediği aynı söz:
“Son yıllarda tahammülsüzlüğüm iyice arttı.”
...
Tahammülsüzlüğün artışı, engellenme, kontrolsüzlük, can sıkıntısı ve belirsizlik gibi olumsuz duygulara katlanabilme eşiğimizin düşmesi anlamına gelir.
Çağımıza kısaca bakmak, eşik düşüklüğünün nedenlerini ortaya serer:
Anlık haz kültürü, teknoloji bağımlılığı, aşırı bilgi yüklemesi, sürekli karşılaştırma içinde olma, yüksek beklentiler, siyasi gerilimler, ekonomik krizler, doğal afetler, global hastalıklar...
Bütün bunların karşısında ise elimizde “farkındalıktan” başka bir çözüm yolu bulunmaz.
...
Katılımcıların her gün duygu günlüğü tuttuğu bir araştırmanın vardığı sonuç şöyle:
“Duygularımıza farkındalıkla yaklaştığımız günlerde tahammül eşiğimiz artıyor.
Ama bahsettiğimiz farkındalık ne kadar tahammülsüz olduğumuzu anlamak değil, altındaki nedenleri görebilmek...
Tahammülsüzlüğümüzün altında dört şüpheli inanç yatıyor:
“Olumsuz duygulardan hemen kurtulmalıyım.”
"Bütün dünya bana karşı."
“Sıkıntı veren eylemlerden kaçınmalıyım.”
“Kendimi gerçekleştimeye geç kalmamalıyım.”
DÖRT ŞÜPHELİ
“Olumsuz duygulardan hemen kurtulmalıyım.”
İnsani olmalarına rağmen öfke, kıskançlık, korku, yalnızlık, pişmanlık gibi duygulardan hemen kurtulmaya çalışırız.
Oysa Engin Geçtan’ın dediği gibi, kendimizi tanımamız için olumsuz duygularımızla yaşamayı öğrenmemiz gerekir.
Toksik olumluluk ve sürekli iyi hissetme zorlantısı, bizi kendimize yabancılaştırır; en ufak olumsuz duyguya karşı tahammülsüz oluruz.
...
“Bütün dünya bana karşı."
Eko çemberleri nedeniyle kendi isteklerimizi, beklentilerimizi, fikirlerimizi evrensel sayar, farklı davrananların ve düşünenlerin bunu bize rağmen, kötü niyetle yaptığına inanırız.
Sonra herkesi düşman bilir, dünyayı kötülerden ibaret görürüz. Tahammülümüz azalır.
Oysa Marcus Aurelius, herkesin kendi gerçeğiyle yaşadığını hatırlatır: “hıyar acıysa, at onu; yolunda çalı varsa etrafından dolan ama ‘neden bunlar var!’ diye uzatma.”
“Ya insanları eğit ya da katlan onlara.”
...
“Sıkıntı veren eylemlerden kaçınmalıyım."
Hızlı ve kesintisiz yaşam, en ufak zorlanmaya tahammül bırakmaz.
Zor işler bir kenara, uzun diye kitaplardan, filmlerden, hatta derin sohbetlerden kaçınırız.
Her şeyin kolay bir yolunu, hızlı bir çözümünü arar, özetin özetinin özetiyle bilgeleşmeye çalışırız.
Sıkıntıdan öcü gibi kaçınmak, anlamlı bir hayat yaşamamızı engeller.
Çünkü anlamlı olan her şeyde sıkıntı da olur.
...
“Kendimi gerçekleştimeye geç kalmamalıyım.”
Sosyal medyada hep kazananları izlediğimiz için kendimizi geride kalmış hissederiz.
Severek yapmadığımız her iş, sanki hayatımızı boşuna harcıyormuşuz anlamına gelir.
Panikle “kendimizi gerçekleştirmeye çalışırız.”
Ama değişim için adım atmaya gelince motivasyon bulamayız.
Kendimizi başarısız, yetersiz ve değersiz görür, dolayısıyla bizi başarısız, yetersiz ve değersiz hissettiren her şeye öfkeyle patlarız.
...
Hızlı, bol seçenekli ve anlık hazlarla dolu bir dünyada tahammül eşiğimiz düşerken, bize sadece “durmak” ve “farkına varmak” kalıyor.
Eric Hoffer, ne kadar çok şeye sahipsek, sahip olamadıklarımıza tahammüllümüzün o kadar azaldığını söyler.
Yüz yirmi sene önce, insanlara verebileceği en önemli tavsiye sorulan Tolstoy’un yanıtı ise her şeyi özetler:
“Allah aşkına bir saniye durun ve etrafınıza bakın.”
Kaynaklar:
Ralph Waldo Emerson - İnsanın Görkemi
Y. Li, R. Ju, G. Hoffman - Distress tolerance as a mechanism of mindfulness for depression and anxiety: Cross-sectional and diary evidence
Neil Harrington - The Frustration Discomfort Scale: development and psychometric properties
Konuyla ilgili okuma önerisi:
Farkındalık
Ellen J. Langer
Pegasus







Yorumlar