top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Senin uzaktakine sevgin evde hüzün yaratır

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Robert Pirsig, yayımlanmadan önce 121 kere reddedilen romanı Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı’nda, Hristiyan hacılarla yaptığı bir dağ yolculuğunu anlatır. Yazar, sağlıklı ve motive olmasına rağmen yolculuğu tamamlayamaz:


“Fiziksel gücüm de vardı entelektüel motivasyonum da… ama diğer hacılar yollarına devam ederken ben edemedim.”


Pirsig’i durduran, tek motivasyonunun zirveye ulaşmak olmasıdır. Diğer dağcılar ise attıkları her adımı ibadet sayar.


--


Yazar, kendisinin de diğer dağcılarla aynı sayıda adım attığını, aynı sürede dinlendiğini söyler. Aradaki fark küçük detaylarda gizlidir:


“Yolculuğu, egosunu şişirecek bir başarı hikayesi olarak gören dağcının adımları ahenksizdir, kendi bedenini duymaz, yorulduğunu anlamaz, yanlış zamanda dinlenir, yanlış tempoda soluk alıp verir. Ama en önemlisi manzaranın güzelliğini göremez çünkü aklı zirvedeyken kendisi orada değildir.”


İçten içe, zirveye varınca da mutlu olmayacağını bilir.


Çünkü uzaklarda hep başka bir zirve vardır.


--


Birçok düşün insanı, hayatımızı başı ve sonu olan bir yolculuğa benzetir. Yolculuğumuzu çekilmez kılan sırtımızda onlarca farklı rolün birikmesidir:


İyi bir evlat olmakla başlar; iyi bir arkadaş, iyi bir öğrenci, iyi bir çalışan, iyi bir sevgili, iyi bir eş, iyi bir ebeveyn, iyi bir vatandaş, iyi bir insan olmaya çalışırız.


Her rol, farklı yetenek setlerini, farklı duygusal özellikleri, farklı motivasyon araçlarını talep eder.


Peki kim ölçer yeterliliklerimizi? Çoğunlukla başkalarının görüşlerine, haksız karşılaştırmalara ve kendi acımasız iç sesimizin insafına kalırız.


--


“Keşke her özelliğimizi kovaya dökülen su gibi ölçebilseydik,” diye yazar Seth Godin ve ekler:


“Bir kovayı doldurmak uzun sürse bile, ne kadar ilerlediğini kolayca ölçebiliriz. Sabretmek zor gelmez. Oysa hayatımız için önemli olan yeteneklerimizi ölçemeyiz. Her şeyi damla damla yapar, her reddedilişle, her hatayla yeni şeyler öğrenir ama bunu fark etmeyiz. Çünkü hayat bir kova değil, yolculuktur.”


Üstelik, bir yandan uzaktakine hasretle kendimizi yetersiz hissederken, diğer yandan her anın benzersiz manzarasını kaçırdığımız tek seferlik bir yolculuktur.


KENDİMİZİN EBEDİ YOLCUSU


Antik Çin resimlerine baktığımızda sıklıkla aynı manzarayla karşılaşırız: Büyük, sisli dağlar, onların arasından geçen dar patika ve o patikada yürüyen, dağlara göre çok ufak kalmış bir yolcu.


Çin Tarihi uzmanı Michael Puett, batılı bir gözün bu resmi hep aynı hatayla yorumladığını aktarır: Sanki yolcunun bir hedefi vardır ve dağlar zorlukları, sis belirsizliği simgeler. Oysa yolculuk, beynimizin zaman içindeki değişimidir.


Yani Lao Tzu, “bin fersahlık yolculuk tek bir adımla başlar,” derken, dünden bugüne zihnimizin değişiminden bahseder.


--


Portekizli yazar Pessoa da, benliğimizin ebedi yolcuları olarak, bizim için, olduğumuz şeyden başka manzara olmadığını iddia eder:


“Hiçbir şeye sahip değiliz, çünkü kendimize sahip değiliz. Hangi ellerimi uzatayım, hem hangi evrene doğru? Çünkü evren bana ait değil; Ben, evrenim.”


Ve bilgeliğin sırrını açıklar:


“Kendini doğayı görür gibi görmek; heyecanlarını bir manzara gibi seyretmek, işte bilgelik budur.”


--


Etrafımız rol modelleri ve zirve reklamlarıyla doluyken, kendimizi manzara gibi izlememiz zorlaşır. Yetersizlik ve başarısızlık hissimizden kaynaklanan baskı o kadar ağırlaşır ki beklenmedik yerden gelen şefkatli bir yaklaşım, yeterliliğimize dair gerçekçi bir iltifat, rollerimizden bağımsız, bütün halimize içten bir merak bizi duygulandırır.


Alain de Botton, bu duygulanmayı şehrin gri betonları arasında yaşayan birinin doğa manzarası karşısında hissettiği duyguya benzetir; sanki uzun süredir görmediğimiz bir dostumuz gelmiştir de, bize sarılarak, içtenlikle, “Nasılsın? Bunca zaman nerelerdeydin?” diye sormuştur.


--


Mükemmelliyetçilik ve sonuç odaklılık, gelişimimizi görmemizi engelleyebilir. Oysa, doğru yöne atıldığını bildiğimiz sürece her adımımızı değerli görebiliriz.


Kendimizi kaybolmuş ve yetersiz hissettiğimizde, uzaklarda bir zirve noktası aramak yerine, durup manzarayı izleyebilir; yol boyunca ne kadar geliştiğimize bakıp kendimizden memnuniyet duyabiliriz.


Çünkü hep “oradakini” istemek, burada ve şimdi olanın içini acıtır. Emerson’un deyimiyle;


"Senin uzaktakine olan sevgin evde hüzün yaratır.”



Kaynaklar:

Robert Pirsig - Zen ve Motosiklet Bakımı Sanatı

Seth Godin - It's Not a Bucket

Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı

Lao Tzu - Tao Te Cheng

Michael Puett - The Path

Alan de Botton - On Melancholy

Ralph Waldo Emerson - İnsanın Görkemi

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page