top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Senin de arzuların var.

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

“Bu ülkede yaşayan her duyarlı insanın son yirmi yılda karşılaştığı gibi umutsuzlukla sık sık yüz yüze geleceğiz.”


Rollo May, unutulmaz eseri Yaratma Cesareti’nde otoriter hükümetler altında sinikleşen ve umursamaz görünen duyarlı bireyleri asıl yok edenin cesaretsizlik olduğunu iddia eder. Aslında, hepimizin içinde kendimiz gibi davranma arzusu bulunur. Ancak onu dışarı çıkarmak için hep uygun şartları bekleriz.


Oysa cesaret, umutsuzluğun yokluğu değil, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.


--


Nedir ilerleme?


Rollo May, ilerlemenin, bütün baskılara rağmen kendi özgün fikirlerimizi bulma ve onları ifade etme cesaretini göstermek olduğunu söyler.


Elbette gerçeği diğer insanlarla tartışarak buluruz. Ancak kendi özgün fikirlerimizi ifade edemezsek kendimize ihanet etmiş oluruz. Ve kendisine ihanet etmiş kişi, toplumu da yaralar.


Peki ya kendimizde o gücü bulamıyorsak?


Ya dışımızda yoğun bir acı, içimizde devasa bir boşluk, üstümüzde kalın bir ölü toprağı varsa?


--


Baskı altındaki insan, incinmemek için bir savunma yolu olarak umursamaz ve duygusuz görünmeye başlar. Ölü taklidi yapar. Oysa duygusuzluğumuz, duygumuzun azlığından değil, tehdidin sürekliliğinden dolayı içimize dönmek zorunda kalmamızdan kaynaklanır.


Bu da kendi doğrularımızla, yani kimliğimizle çelişir. Boşluk budur. Ölü toprağı budur. Ancak sonsuza dek sürmez. Şöyle açıklar Rollo May:


“Duygusuzluk, en büyük iflası yaşayan insanın, içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.”


Ölü gibi yaşarız. Ta ki yeniden kıpırdayana kadar.


KIPIRTIYI HİSSETMEK


Ne kadar ölü taklidi yaparsak yapalım, bir gün, içimizdeki yaratma cesareti, yani kendi duygularımızı fark etme ve onları cesurca ifade etme arzusu, dışımızdaki tehditten güçlü gelir. Zindanımızın kapısı kıpırdar.


Yaratıcılıkla ilgili gelmiş geçmiş en önemli eserlerden biri olan “Yaratma Savaşı’nın” yazarı Steven Pressfiled, bu kıpırdanma anına “Ruhun Çağrısı” der.


Onu duyduğumuzda, korkulara, zorluklara aldırmadan harekete geçmemizi tembihler.


--


Pressfield, kendi kıpırdanma anını anlatır: Zor bir boşanma sürecinden sonra yemek dağıtma işinden de atılan yazar, cebindeki son yirmi dolarla tuttuğu odanın da aslında bir rehabilitasyon merkezinin uzantısı olduğunu öğrenir, umursamaz bir tavırla orada yaşamaya devam eder.


Ta ki bir gün bir rüya görene dek.


Rüyasında odası, gerçeğin aksine, epey düzenlidir; giysiler katlanıp yerleştirilmiş ve cilalanmış ayakkabılar yatağının altındadır. Tuhaf bir farkındalıkla uyanır yazar ve uyanır uyanmaz haykırır:


“Senin de arzuların var Steve!”


“Senin de arzuların var ve bu ayıp değil.”


--


Tam da Rollo May’in anlattığı o geçiş yıllarında, küçük gruplarda çevredekilerden farklı istek ve arzulara sahip olmak ayıp kabul ediliyordu.


“Ben de kendim için bir şeyler yapmak istediğim için suçluluk duyuyordum.” diyor Pressfield, “Oysa o merkezdeki herkes kendinden ayrılmış, parçalanmıştı. Herkes kendinden uzaklara düşmüştü. Herkes, kendine ne yaptığını görmüş ve kendinden ödü kopmuştu.”


“Rüyadan uyandığımda ilk defa bunu istemenin ayıp olmadığını hissettim.”


O odadan ayrılmakla başlayan süreç, yazarın üst üste kitaplar yayımlamasıyla devam eder.


--


Bir insan, Pressfield gibi, kendi en derin arzusundan bile habersiz kalabilir mi? Duygularından uzaklaşmışsa, -mış gibi yaşamaya alışmışsa, daha fazla acı çekmemek için umursamazlık maskesini takınmışsa, olabilir.


Böyle durumda “ruh çağrısı” elbette mistik bir deneyim değil, sezgi araştırmaları yapan sinirbilimcilerin dediği gibi “insanın kendisinden saklayabildiği, bilince ulaşamayan duygusal enformasyondur.”


İçten gelen bir değişme, ilerleme isteğidir.


Çünkü, Estes’in yazdığı gibi, bazen ilerlemek, direnmekten daha az enerji tüketir.


--


Son yıllarda, her duyarlı insan gibi, sık sık umutsuzlukla yüz yüze geliyoruz. Bazen, bizi en çok etkileyen olayları bile miskin bir duygusuzlukla izliyoruz.


Ama bu, duygusuz olduğumuz anlamına gelmiyor.


Belki de tehditlerden dolayı, tekrar bir şeyler yapacağımız ana kadar kişiliğimizi koruyor ve dinlediğimiz bir şarkıda, okuduğumuz bir yazıda, gördüğümüz bir rüyada o aynı çağrıyı bekliyoruz:


“Senin de arzuların var. ”


“Ve bu ayıp değil.”



Kaynaklar:

Rollo May - Yaratma Cesareti

Steven Pressfield - Yaratma Savaşı

Steven Pressfield - Turning Pro

Clarissa Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page