Seni buraya getiren yol, daha ileriye götürmeyebilir.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Vardığımız noktadan rahatsızlık duymamız, geldiğimiz yolu hatalı kılmaz.
Çünkü ne yol sabittir ne de yolun üzerindeki biz.
“Benim içimde, daima var olacağını zannettiğim birçok şey yok oldu,” diye yazar Marcel Proust, “ve yerlerine de beklenmedik üzüntü ve mutluluk kaynakları yerleşti.”
Yine de bazen öyle bir tıkanırız ki, sanki bütün bir hayatı yanlış yaşamış gibi hissederiz.
…
Çocukluk hayali olan mesleği yapmaya başlayan kişi, birkaç yıl içerisinde kendi hayalinden soğuyabilir.
Yıllarını yoğun bir tempoda çalışarak geçiren bir iş insanı, zirveye ulaştığında boşlukla karşılaşabilir.
Tüm enerjisini çocuklarına yönlendirmeyi seçen bir ebeveyn, çocuklar büyüdüğünde kaybettiği zaman için hüsrana uğrayabilir.
Sevdiğiyle bir ömür hayali kuran bir eş, yıllar sonra manipülasyonun gölgesinde bir ilişki içinde olduğunu anladığında, boşa yaşadığına inanabilir.
Hayat amaçlarımız bizi yarı yolda bırakabilir.
…
Yolumuz tıkandığında hayat amacımızı sorgularız. Eğer nihai bir hedef bulabilirsek, bu sayede hayal kırıklığına uğramayacağımız bir yol da belirleyeceğimize inanırız.
Ve Jung’a göre en kritik hatayı burada yaparız. Kendi derinlerimize bakmaktansa başkalarının hayatlarına bakarız:
“Bir örneğe göre yaşıyorsanız, o örneğin hayatını yaşıyorsunuz demektir, oysa sizin hayatınızı sizden başka kim yaşayabilir?”
“Yalnızca bir yol var ve bu da sizin yolunuz.”
…
Hızlıca değişen bir dünyada “nihai bir hedef” isteğimiz pek gerçekçi olmaz. Üstelik bu varış noktasını bulmak için oradan buraya sürükleniriz.
Ve sürüklenirken bir şeyi unuturuz: Yaşamayı.
“Şunu satın almak, bunu başarmak, yeni bir deneyimden geçmek gibi hedeflerimiz var. Hedef ve amaçlarımız yüzünden hayatı yaşamak yerine tüketiyoruz,” diye yazar Gündüz Vassaf ve ekler:
“Duygu ve düşüncelerimizle kendimizi hayatın akışına bırakarak kendimizi bulabiliriz ancak.”
Belki de asıl yapmamız gereken, rotasız yolculuklarda kendimizi tanımaktır.
Özlemle yürüyen gemi
Bir varış noktası belirlemediğimiz, engin denizde başka düşlere, değişikliklere açık olduğumuz rotasız yolculuk, sorumsuz yolculuk değildir.
Gündüz Vassaf, yola çıkmadan önce yaşlı denizcilerle konuşmamızı, rüzgarları öğrenmemizi ve gemiyi hep hazır tutmamızı salık verir.
Jung ise bize pusulayı hediye eder. Bu pusula özlemdir:
“Özleminizi itiraf edin. Özlem yaşama giden yoldur. Özleminizi kabul etmezseniz, başkalarının size gösterdiği yabancı yollara girersiniz.”
…
Ama Jung’un kendisi bile çoğu zaman neye özlem duyduğunu fark edemediğinden yakınır. Çünkü modern hayat, bize kendi özlemlerimizden uzaklaştıran sahte hedefler sunar.
Burada Zygmunt Bauman’ın kuşkusunu anlayabiliriz. Bauman’a göre “olmak” bile bir tüketim projesi olarak sunulur. Çağımızın en büyük günahı kendimizi gerçekleştirememektir.
Piyasa hızlıca değişen kendini gerçekleştirme aparatlarıyla doludur.
"Bugün var olmadan demode olur." der Bauman. Sürekli yeni yollar arayışımız açgözlülükten değil, bize sunulan yüzlerce sahte hedefin, özlemlerimizi karşılamamasından kaynaklanır.
…
Üzerimize bocalanan sahte hedeflerden kurtulabilseydik fark ederdik: Hayatımızın farklı bölümlerinde farklı özlemlere sahiptik:
Çocuklukta sevilmeye özlem duyduk. Ergenlikte beğenilmeye; yetişkinlikte ise sayılmaya, anlaşılmaya ve fark yaratmaya özlem duyuyoruz.
Özlemler değişti. Bizi bir noktaya getiren yol, daha ilerisine götürmedi. Hata yaptığımızı sandık, çünkü “nihai amaç” saplantısı içimize işlemişti.
Oysa Milan Kundera’nın yazdığı gibi:
“Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz."
…
Bizi bu noktaya getiren yol, daha ilerisine götürmeyebilir.
Alan Watts, her anı bir nota gibi düşünmemizi söyler. Her nota, önceki notalara farklı anlam verir. Yaşadıklarımızın ne anlama geldiği şarkımız bitince ortaya çıkacaktır.
Belki de en güzel melodiler, en baştan kusursuz bir beste yapmaya çalışırken değil, her notanın kendi anlamını bulmasına izin verdiğimizde ortaya çıkar.
Gündüz Vassaf’ı hatırlayalım: Her şeyi önceden belirlemeye çalıştığımız totaliter yaşamlarımız insan ruhuna bir hakaret değilse nedir?
Kaynaklar:
Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü
Zygmunt Bauman - Modernlik ve Müphemlik
Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap
Engin Geçtan - İnsan Olmak
Milan Kundera - Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde







Yorumlar