Sanmak bir çöldür, orda herkes kaybolabilir.
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
KAÇINGANLIKTAN GÜVENLİ SULARA
“Duygusal yaşamımız,” der Alain de Botton, “en ufak şeyden bile ne kadar sorun yaşayabileceğimizi bize ispat etmekten asla ama asla bıkmaz.”
İlişkilerimizin çökmesinin asli nedeni, geceler boyu herkesten habersiz çektiğimiz acı ve öfkenin kaynağı hayatımızın ilk yıllarında beyin devremizi şekillendirmiş deneyimler olabilir.
Örneğin, yakınlık hissettikçe kaçmaya meyleden kaçıngan bir zihin yapısına sahip olabiliriz.
Bowlby’e göre yaşadığımız senaryo az ya da çok şuna benzer:
Hayatımızın ilk yıllarında ebeveynlerimizden daha çok ilgi, sevgi ve şefkat bekledik. Bu beklentilerimiz karşılanmadı. O güçsüz halimizle tekrar ve tekrar umutsuzluk ve çaresizlik girdabına girdik. Sonunda, psikolojik olarak hayatta kalabilmek için duygularımızla ve beklentilerimizle aramıza mesafe koyduk.
Dolayısıyla, kaçınganken diğerlerinden kaçmayız aslında, kendi duygularımızdan ve ihtiyaçlarımızdan kaçarız.
Bu duyguyu en iyi anlatan karakterlerden biri, Kürk Mantolu Madonna’daki Raif Bey, şöyle der:
“İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.”
Murathan Mungan’ın şiiri ise kırılganlığımızla aynı boyda bir umursamazlık maskemiz olduğunu gösterir:
Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten.
DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKEN STRATEJİLER
1. Çarpık düşünce:
Rasyonel olduğumuza inanır, hatta duygusal insanları hafife alırız. Ancak konu ilişkimiz olunca nesnellik kılığına bürünmüş düşüncelerimiz aslında örüntü fabrikamızdan çıkan otomatik düşüncelerdir.
İçimizde sürekli “Çok bağlanırsam, çok acı çekerim.” sinyali yanıp söndüğü için genel stratejimiz içler acısıdır: “duygulara kapılmadıkça dilediğin kadar yakınlaşabilirsin.”
Wallin, zavallı paradoksumuzu incelikle açıklar: “partnerine yakın değil, kendine de yakın değil.”
2. Çarpık imge:
Partnerimizle değil, yarattığımız imgesiyle ilişki yaşarız. Yarattığımız imge geçmişte sevgi bekleyip alamayışımızın miras bıraktığı kuşku, hayal kırıklığı ve çaresizlikle bezelidir.
Partnerimizi bildiğimizi düşünürüz ama aslında tek yaptığımız sanmaktır. Ve Murathan Mungan’ın dediği gibi, “Sanmak bir çöldür, orda herkes kaybolabilir.”
Dolayısıyla görevlerimizden biri de, partnerimize bakış açımızın çarpık olduğunu kabul etmek ve onu yeniden, daha gerçekçi gözlerle tanımaya çalışmak olur.
3. Farklılıklara odaklanmak:
Korktuğumuzda farklılıklara odaklanır, onları tehdit olarak gözümüzde büyütürüz. Bu nedenle partnerimizin zevklerindeki, hobilerindeki, alışkanlıklarındaki, yaşam biçimindeki, arkadaş seçimindeki en ufak farklılığa bile tahammül edemeyiz. Farklılık kuşkuya dönüşür; kuşku ise beraber olamayacağımıza yönelik emin oluşa.
Nietzsche, kuşkunun değil, emin oluşun bizi çıldırttığını söyler.
Oysa genel anlamda, farklılıkların bir ilişkiyi zenginleştirebileceği gerçeğini kabul ederiz. Yapmamız gereken, bu gerçeği kendimize sürekli hatırlatmaktır.
4. Yardım isteyememek:
Yakınlık korkumuzu özyeterlilikle karıştırmamızın en belirgin ispatlarından biri de partnerimizden yardım isteyemeyişimizde anlaşılır. Çocukluğumuzda, yardımın gelmeyeceğine, daha kötüsü yardım talebimizin reddedileceğine inanmak ve buna göre davranmak hayal kırıklığını önledi.
Bu nedenle sorunların içinde debelenirken partnerimiz bize can simidi atsa, simide değil, boşluğuna odaklanırız.
Kafka’nın Milena’ya yazdığı gibi; biz söylemesek de karşımızdakinin anlamasını isteriz. Oysa ilişkimiz boyunca en önemli duygularımızı kendimize sakladığımızı unuturuz.
--
Kaçıngan bir zihin yapısından daha güvenli, makul, mantıklı, duygularıyla barışık bir zihin yapısına geçebilir miyiz?
Evet ama zamanla.
Onca yıldır zihnimize hükmeden adaptasyon, birkaç dakikalık aydınlanma nedeniyle hemen değişemez elbet.
Bu nedenle okumayı ve yazmayı yeni öğrenen bir öğrenci gibi duygularımızı fark etmeye, onlardan bahsetmeye, çarpık düşünce ve imgelememizi düzeltmeye, farklılıklardan korkmamaya ve yardım istemeye yavaş yavaş alışmalıyız.
Kaynaklar:
John Bowlby - The Making and Breaking of Affectional Bonds
Linda Cundy - Attachment and the Defence Against Intimacy
Tsachi Ein-Dor - The Attachment Paradox: How Can So Many of Us (the Insecure Ones) Have No Adaptive Advantages?
Amir Levine, Rachel Heller – Bağlanma
The School of Life – The Emotional Education
Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar
Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna
Murathan Mungan - Kırılgan
Murathan Mungan - 189 Sayfa







Yorumlar