Sürekli açıklama zorunluluğu
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
En düzgün görünen hayatların bile, beklenmedik anlarda ortaya çıkan küçük çatlakları vardır. Bu çatlaklar bazen gereksiz bir öfke patlamasıyla, bazen anlamsız bir içe kapanmayla ortaya çıkar. Bunlar bizim psikolojik tuhaflıklarımızdır.
Alain de Botton’a göre, bir ilişkideki en büyük nezaket, fırtına kopmadan önce, bu tuhaflıkları sevdiğimiz insana dürüstçe açıklamaktır.
Hayalindeki toplumda, insanlar tanışır tanışmaz birbirine şu soruyu sorabilir:
“Peki, senin tuhaflıkların neler?”
…
Hepimiz, geçmişimizin tortuları, bilinçdışımızın tekrarlayan motifleri ve hayatın bize dayattığı alışkanlıklarla örülü bir tarihten geliriz. Kimimiz en ufak bir eleştiride savunmaya geçer, kimimiz kaygılarıyla kendini ve etrafındakileri tüketir.
Ancak Botton bizi rahatlatır: Sevdiğimiz insanların bizi sevebilmesi için tüm kusurlarımızdan arınmış olmamız gerekmez. Çoğu zaman, bu tuhaflıkların kökenine dair iyi niyetli bir açıklama yeterlidir.
Fakat burada ince bir çizgi bulunur; aşırıya kaçan her açıklama, tam da kaçınmaya çalıştığımız şüpheyi besler.
…
Yetişkin bir birey olarak sürekli ve ısrarla kendimizi açıklama ihtiyacı hissettiğimizde, aslında çok daha temel bir korkunun esiri oluruz: Terk edilmekten, yanlış anlaşılmaktan veya reddedilmekten duyduğumuz ilkel korkunun.
İronik olan, bu güven arayışıyla çıktığımız yolun bizi giderek daha güvensiz bir konuma sürüklemesidir.
Sürekli anlaşılmaya çalışan kişi, farkında olmadan, "Lütfen beni kabul et" titreşimi yayar. Bu da, istemeden, karşısındakinde "Acaba neden bu kadar kendini kanıtlamaya çalışıyor?" sorusunu uyandırır.
…
Sık sık ve gereğinden fazla açıklama yapma dürtümüz, aslında daha derinlerde, varoluşumuzu meşrulaştırma çabasına işaret etmez mi?
Hissettiklerimizin ve yaptıklarımızın değerinin, ancak bir başkasının onayından veya izninden geçtiğine dair inancımızın bir tezahürüdür bu.
Basit bir tercihimiz veya bir hatamız için sıraladığımız uzun gerekçeler, olgun bir bireyin samimi paylaşımı değildir.
Bu, kendini sürekli savunma ihtiyacı duyan bir yetişkinin “var olma izni” alma çabasıdır.
...
Tek Prensip
Erich Fromm, "Olma Sanatı" adlı eserinde şu çarpıcı soruyu sorar: Kaç hayat, sürekli kendini açıklama ve haklı çıkarma zorunluluğu altında, hiç yaşanmadan sona erdi?
Gerçekten de, farkında olmadan, enerjimizin büyük kısmını başkalarının zihninde nasıl göründüğümüzü düzeltmeye adarız. İşte bu tuzağa düşmemek için Fromm temel ve özgürleştirici bir prensip önerir:
"Eylemlerimiz başkalarına zarar vermediği veya onların haklarını çiğnemediği sürece, kimseye açıklama yapmaya mecbur değiliz."
…
Ne var ki Fromm'un öğüdünü uygulamak kolay değildir. Çünkü zaman içinde o kadar çok dışarıya bakmışızdır ki, Carl Jung'un işaret ettiği gibi, "psişemizin ağırlık merkezi" yer değiştirmiştir.
Bu nedenle sosyolog Philip Rieff, gerçek psikolojik iyileşmeyi, kişinin "içsel otorite"sinin yeniden merkeze alınması ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmesi olarak tanımlar.
Kendimizi açıklamadan, sadece "olduğumuz gibi" kalabildiğimiz her küçük an, bu içsel dengeyi sağlamlaştıran bir nefes egzersizi gibidir.
…
İçsel otoritemizle temasımız güçlendikçe, bizi sürekli sorgulayan, yargılayan veya küçümseyen "zehirli" ilişkilere karşı sınır koymak da kolaylaşır. Fromm bu tür dinamikler karşısında son derece nettir:
"O kişiler bizim davranışımızı anlamıyorlarsa, anlamasınlar. Sadece onların anlayabileceği türden davranışlar sergilememizi istemeleri, bize yapılmış bir dayatmadır."
Fromm'a göre, bizden sürekli açıklama bekleyenler asla tatmin olmaz. Çünkü onların asıl tepkisi, anlamadıkları bir şeye değil, bizim kendimiz olma, onaylarına ihtiyaç duymama cesaretimize duydukları öfkedir.
…
Sonuçta, Alain de Botton'un işaret ettiği gibi, sevdiklerimize en değerli hediyeyi vermek; tuhaflıklarımızın, kırılganlıklarımızın kökenini samimiyetle anlatmakla mümkün olabilir.
Ancak sürekli ve herkese açıklama yapmak, bir var olma biçimi değil, var olmamanın, hayatı kendi adımıza yaşayamamanın bir ifadesidir.
Bu yüzden Erich Fromm'un değerli nasihatini hatırlamalıyız:
Özgür bir bireyin, haklı bir talebi olan bir avuç insana karşı açıklama borcu olabilir. Fakat asıl büyük açıklamayı, nihai olarak, kendi aklına ve vicdanına yapar.
Kaynaklar:
Erich Fromm - Olma Sanatı
Alain de Botton - Relationships
Philip Rieff - The Triumph of the Therapeutic: Uses of Faith After Freud.
Leon F Seltzer - Explain or Justify? Helping vs. Harming Your Relationship







Yorumlar