top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Rüyaların yorumu

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Hayatımızın on senesini rüya aleminde geçiririz. Eskiden rüyaların gelecekten haber verdiğine inanılırdı. İnsanlar rüyalarını şamanlara ve alimlere sorar, ne yapmaları gerektiğini öğrenirdi.


Freud ile beraber rüyalar, gündelik hayatta baskıladığımız korku ve arzuların sahnelendiği piyeslere dönüştü. Psikanaliste göre rüyada uçmak takdir edilme isteğini, düşmek tatmin olduğumuz eski bir döneme dönme arzusunu, yolculuk ölümü ve birçok şey de cinsel arzuyu simgeliyordu.


Zamanla bilim dünyası bu açıklamalardan uzaklaştı.


Peki yerine ne geldi?


--


Bize sıradan gelir ama beynimiz her gece inanılmaz bir şey yapar: Bir dünya yaratır. İçini insanlarla, hayvanlarla, yaratıklarla, nesnelerle, seslerle, dokularla doldurur. Duygular yerleştirir. Utancı, gururu, sempatiyi, korkuyu hissederiz. Burada da kalmaz; diğer karakterlere de duygular, niyetler, inançlar ekler.


Ve sahneler bir bir oynamaya başlar.


Sadece izleyici olmayız; her eylemimiz, yarattığımız dünyada tepkiye neden olur. Rüyadaki benliğimizle hayali dünyamız arasındaki etkileşim gündelik hayatta asla aklımıza gelmeyecek çağrışımlar yaratır.


--


Bugün rüya görmenin problem çözmekten öğrenmeye, tehditlere karşı simülasyon oynatmaktan hafızamızı pekiştirmeye kadar birçok işlevi olduğunu biliyoruz.


Ama en önemli işlevlerinden biri duygularımızı düzenlemeyle ilgili. Araştırmalara göre, gün içerisinde yaşadığımız duyguların yarısını, geceleyin rüyalarımızda da hissediyoruz.


Profesör Matthew Walker'ın ifade ettiği gibi, uyanık hayatlarımızdan rüyadaki hayatlarımıza akan bir öykü varsa, o da duygusal endişelerimizin öyküsüdür.


Yine de rüyalarımız hakkında pek az şey biliyor, üstelik kendi yarattığımız öykünün anlamını başkalarından duymaya çalışıyoruz.


BİZE ÖZEL BİR MEKTUP


Montreal Üniversitesi Psikoloji Profesörü Antonio Zadra, danışanlarının kendisine sık sık bir rüya anlatıp, bu rüyanın anlamını sorduklarını söyler.


“Bilmiyorum. Bilmiyoruz. Kimse de bilemez.” diye yanıtlar profesör; rüyalar için bir sözlük yoktur; çünkü herkesin rüyası kendisine özgüdür.


Zadra’ya göre her rüya bir sanat eseridir. Hangi sanatçı, ne anlatmak istediğini başkasına sorar ki?


Rüyayı başkalarıyla birlikte keşfedebiliriz. Ama bunu bizim yerimize kimse yapamaz.


--


Harvard Üniversitesi’nden Deirdre Barrett da herkesin semboller kataloğunun farklı olduğunu söyler. Eğer rüyamızı yorumlamak istiyorsak, rüyanın merkezindeki kişilerin, nesnelerin ve olayların bizim için ne anlama geldiğini düşünmemiz gerekir.


Böylelikle rüyadaki köpek; birimiz için arkadaşlığı, güvenilirliği ve sadakati simgelerken, bir diğerimiz için korkuları ve endişeleri simgeleyebilir.


Denizin ne anlama geldiği yüzmeyi sevip sevmediğimize, o an yağmur yağıp yağmadığına, denizden korkup korkmadığımıza göre değişebilir.


--


Harvardlı bir başka profesör Robert Stickgold, rüyalarımızı yorumlarken şu soruları sorabileceğimizi söyler:


- Neler hissettin? Rüyanın merkezindeki duygu neydi, ilk kez veya en son ne zaman böyle hissetmiştin?


- Sahneyi düşün. Orada olmak ne hissettirdi? Bir şey hatırlattı mı?


- Rüyadaki diğer kişi / kişiler kimdi? Ne yapıyordu? Hayatındaki kimleri anımsatıyordu? Kendinde hoşlandığın veya hoşlanmadığın özellikler taşıyor muydu?


- Eğer bir hayvan varsa, ne yapıyordu? Sana nasıl hissettirdi? O hayvanı hangi özelliğiyle tanımlarsın?


- Rüyadaki ana görüntüler neydi? Şimdi bu görüntüleri düşündüğünde aklına ne geliyor?


- Verdiğin yanıtları göz önüne aldığında, rüyan veya rüyanın unsurları sana hayatındaki belirli durumları, deneyimleri veya devam eden endişeleri hatırlatıyor mu?


- Hepsini bir arada düşündüğünde, bütün bu yanıtlar şu anki halin, olmak istediğin kişi ve çevrenle ilişkin hakkında bir şey söylüyor mu?


--


Şair Samuel Taylor Coleridge, günlüğüne şöyle yazar; “Ya rüyanda cennete gidip hiç bilmediğin çok güzel bir çiçek koparsan ve uyandığında çiçeği hala elinde tutuyor olsan? Ne olur o zaman?"


Andre Breton’un aktardığına göre, bir başka şair, bu çiçeği toplamak için uykuya dalmadan önce kapısına hep aynı levhayı asarmış: “Şair çalışıyor.”


Talmud’da belirttiği gibi, yorumlanmamış bir rüya açılmamış bir mektuba benzer.


Uyandığımızda elimizde bulduğumuz, sabun köpüğü gibi kırılgan, zihnimizin bir halinden diğerine yazılmış, çok özel bir mektuptur rüya.



Kaynaklar:

A. Zadra, R. Stickgold - When Brains Dream

Deirdree Barrett - The Committee of Sleep

Matthew Walker - Niçin Uyuruz?

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page