Haftalık Huzursuz Psikoloji bültenine üye ol.

Teşekkürler!

Psikolojik genellemeler ve kendilik algımız


Geçtiğimiz gün, bir takipçimden şöyle bir soru aldım:


"Araştırma veya edebi eserlerde, kendimden ya da hayatımdan bir parça görünce mutlu oluyorum, hatta bakışımı ve inançlarımı etkiliyor. Bu genellemelere nasıl yaklaşıyorsunuz? Belli davranışları sergileyen her bireyin içindeki duyguların nedenini açıklamaya çalışırken 'farklı' ihtimalleri göz ardı etmeden sonuçlara varmak zor olmalı. Her açıklayış bir detayı ve istisnayı öldürürmüş gibi geliyor."


Harika bir soruydu. Ben de sık sık araştırma kitapları okuyan ve kendimden bir şeyler bulan bir okuyucu olarak fikrimi belirttim:


“Ortalamalar ve genellemeler, nispeten az veriye sahip olduğumuz durumlarda bize öngörü konusunda rehberlik ederler. Ancak derinlere indikçe her bireyin hikayesi karmaşıklaşır ve farklılaşır. Bu nedenle spesifik bir konuda durumumu çok iyi yansıttığını düşündüğüm psikoloji kitaplarını bile kesin bilgiler olarak değil, konu hakkında geneli ve ortalamayı en iyi açıklayan, ancak herhangi bir bireyi asla tamamen açıklayamayacak rehberler olarak görüyorum.”


Burada karmaşıklaşma hakkında bir örnek vermek istiyorum. Banu, sık sık yorgunluk ve sinir nöbetleri geçiren bir kadın. Durumunu araştırmaya girişince bir neden buluyor: haksızlığa uğrama duygusu.


Çünkü bir hafta önceki buluşma sırasında Banu, arkadaşlarının bayılacağını düşündüğü fikirler ortaya atıyor, ancak arkadaşları fikirlerine kayıtsız kalıyor. Üstüne bir de arkadaşlarının ona haber vermeden ayrı bir buluşma gerçekleştirdiğini öğreniyor.


Haksızlıkla ilgili bir kitap okuduğunda “evet” diyor,” “işte bu benim. Haksızlığa katlanamıyorum. Haksızlığa uğrayınca nefesim kesiliyor."


Kitap sayesinde nedenini de öğreniyor: annesi çocukları arasında haksızlık yapmış ve ablasını daha çok kayırmış.


Banu'ya göre cevap bulundu.


Annesiyle olan ilişkisi elbette nedenlerden biri olabilir.


Ama her şeyi tek bir nedene bağlamak, avucumuza aldığımız suyla okyanusu açıklamaya benzer.


Hayali bir denizaltıyla Banu'nun bilinç okyanusunun derinlerine inip onun henüz farkında olmadığı olaylara bakalım:


eksi birinci kat: Bu tür bir haksızlık sonrası Banu, bununla mücadele edebilir ya da arkadaşlarının kararına razı olabilirdi. Ama o ikisini de yapmadı. Razı olmadı ama mücadele de etmedi. Bu nedenle içten içe arkadaşlarına değil, kendisine yönelik öfke duyuyor.


eksi ikinci kat: Arkadaşlık konusunda kendisini otorite olarak görüyor, eğer tartışmaya girişirse bu imajının sorgulanabilir hale gelebileceğine inanıyor, bunu göze alamıyor.


eksi üçüncü kat: Tepki gösterememesinin nedenlerinden biri de kendisini diğerlerinden üstün gören, büyüklenmeci bir imgesi olması. Karşısındaki insanlara onu ne kadar üzebildiklerini göstermek istemiyor.


eksi dördüncü kat: Bu büyüklenmeci imge sonucu, çevresindeki insanları azarlamak ve onları küçük düşürmek için güçlü bir dürtüsü var. Bu dürtü, onun benliğiyle o kadar uyuşmaz bir dürtü ki, bunu “aşırı canayakınlılıkla” örtüyor.


eksi beşinci kat: Her ne kadar kendisini fedakar olarak görse de aslında diğer insanları kendi faydasına yönelik kullanmaktan zevk alıyor. Arkadaşlarının hep çevresinde olması gerekiyor, onlarla iyi geçinme ve onların suyuna gitme zorunluluğu hissediyor.


eksi altıncı kat: Yalnızlığa yönelik korkusu nedeniyle duyduğu zoraki sevgi ve onay ihtiyacı, diğer insanlara olan bağımlılığını artırıyor, kendini uzlaşmacılık, yatıştırıcılık ve kavgaya girmeme gibi özelliklerle birlikte gösteriyor.


Bunun gibi birçok nedenden ötürü Banu, hissettiği gibi davranamıyor. İçinde beslediği birbirine tamamen zıt duygular nedeniyle hareket edemiyor.


Elbette bu liste de eksik. Böyle bakınca sanki bütün yanıtı bulmaya çalışmamız beyhude bir çabaymış gibi görünüyor.


Ancak yüzeyden ne kadar derine inersek, kendimizi ve çevremizi o kadar iyi anlarız. Bu anlayış sayesinde hayatımızı daha etkin bir şekilde kontrol edebiliriz.


Çok şanslıyız ki, bizi daha derinlere sürükleyecek kitaplar ve makaleler çokça mevcut. Ama onlardan içimizdeki okyanusun her detayını açıklamasını bekleyemeyiz.


Zaten binlerce kat derinlikte canlılar olarak da, asla tek bir yanıtla yetinmemeliyiz.


Alıntılar:


Karen Horney - İçsel Çatışmalarımız