Parlamak zorunda değilsin.
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Hindistan’da meditasyon eğitimi alan adam, rehberinin vefatıyla sarsılır. Ancak rehberi ona küçük bir hatıra bırakmıştır. Bir gün ziyaretine gelen arkadaşı merakla hediyenin ne olduğunu sorar. Adam, her evde bulunan sıradan alüminyum çaydanlığı gösterir.
“Hediyemin anlamını kavradın mı?” diye sorar arkadaşına.
Arkadaşı kavrayamadığını söyler.
“Parlamak zorunda değilim!” der. “Parlamak zorunda değilim!”
--
Hikayeyi anlatan psikiyatrist Mark Epstein’e göre en önemli ders, hayal ettiğimiz dönüşümü gerçekleştiremesek bile kendimize karşı nazik olmamız gerektiğidir.
Buda’nın isimlerinden birinin “ışıl ışıl parlayan” anlamına gelmesi çelişki değildir: Parlamak için uğraşmadığı için parlayabilmiştir o.
Kişi, dünyayı gerçek haliyle gördüğünde, ulaşamadıklarından dolayı kendisiyle kavga etmeyi bırakır ve kusurlarına şefkatli yaklaşır.
Böyle bir şefkat de o gösterişsiz parıltıyı yaratır.
--
Son yıllarda özşefkatin gözde bir konu olmasına şaşırmayız. Hepimiz gittikçe çoklaşan tuhaf standartların altında ezildiğimizi hissediyoruz.
Sadece gerçek hayatta değil, sosyal ağlarda da binlerce kişinin yargısı altında kırılıyoruz. Gelişmiş ülkelerde bile depresyon oranı artıyor.
Herkes en iyi halini paylaşıyor. Her yer mükemmel ebeveynlerle, mükemmel eşlerle, mükemmel çalışanlarla, mükemmel sanatçılarla dolu. Ama hiçbir yerde huzur yok.
Kendimizi parlamak zorunda hissediyoruz.
Parlamayınca da değersiz olduğumuza inanıyoruz.
YETERİNCE İYİ
Jung, 1917 yılında günlüğüne şu notu düşer:
“Tanrılar gibi mükemmel olmayı dileme. Sıradanlığınla ve kusurluluğunla barış, yoksa onları da kaybedersin.”
Epstein, Winnicott’ın “yeterince iyi ebeveyn” terimini ödünç alır. Kendi içinde çatışmaları olan ama yavrusunun temel ihtiyaçlarını gideren bir ebeveyn yeterince iyidir. Ama ebeveyn, mükemmel olmadığı için panik olursa, elindekini de yitirir.
Aynısı, sıradan hayatımız için de geçerlidir.
--
Ne yazık ki kusursuz olmadığımız için çektiğimiz acının şifasını yine mükemmellikte ararız. Şu cümleler her yerdedir: “Asla pişman hissetme.” “Asla değişme.” “Sen zaten mükemmelsin.” “Her şeye hakkın var.”
Oysa kadim gelenekler benzer bir noktada buluşur: Kusurlarını fark et. Ardında yatan nedenleri bulgula. Değişim için sorumluluk al. Sen parçalardan oluşmuş bir bütünsün. Asla kendini sadece kusurlarınla tanımlama.
Jung, “ben ruhum var sanıyordum, ruhum bana sahipmiş” derken algıladığımız benliğimizin, daha büyük bir bütünün bilinçle ayrıcalıklanmış bir parçası olduğunu söyler bize.
--
Günlüğünün bir başka yerinde devam eder Jung:
“Kendi içine giren, eli kulağında olanı el yordamıyla aramalı, taştan taşa ilerleyerek yolunu bulmalı. Aynı sevgi ile kucaklamalı değersizi ve değerli olanı.”
Çünkü bugün kusurlu gördüğümüz parçalarımız, daha geniş bir bakış açısıyla yarınlarımızı daha anlamlı hale getirebilir:
“Yeni eskinin üzerine kurulacak ve olmuşun anlamı çoğalacak. Böylece olmuştaki yoksulluğunu geleceğin varsıllığına teslim edeceksin.”
--
Psikolog Jeremy Safran; bir araştırma yapmak için Tibetli ünlü rehber Karma Thinley’le görüşmeye gittiğinde rehberden duyduğu soru karşısında afallar:
“Her zaman öfkeli bir insan olmuşumdur." der rehber, "Küçük bir çocukken de sinirliydim, hala da öyleyim. Özellikle kalabalık insan gruplarına veya tanımadığım insanlara hitap ettiğimde sinirlenirim. Sizin bunun için önerileriniz var mı?”
Safran şaşırır; “bu adam en karmaşık meditasyon tekniklerinde bile ustalaşmış, dünyaca ünlü, saygıdeğer bir rehber. Nasıl oluyor da hala gündelik endişeler yaşıyor? Yoksa aydınlanmadı mı?” diye düşünür.
--
Bu anekdotta da aynı temel gerçekle karşılaşırız. Ne kadar usta olursa olsun, rehber de hayal ettiği ideale kavuşamamıştır. Ama kusurlu olmaktan dolayı acı çekmeyi bırakmıştır.
Çünkü bu kadim geleneğe göre aydınlanma; yaşadığımız zorlukların tamamen ortadan kalkmasını değil, sorunlara yönelik yaklaşımımızdaki değişimi hedefler.
Kusursuz bir insan, kusursuz bir partner, kusursuz bir arkadaş, kusursuz bir ebeveyn olamadığımız için yaşadığımız utanç ve panikten kurtulmak başlı başına bir dönüşüm yaratabilir.
Ve parlamak zorunda hissetmediğimizde kendimiz ve çevremiz için ışık olabiliriz.
Not: Konu hakkında uzun bir yanıtı "sizden gelenler" bölümünde bulabilirsin.
Kaynaklar:
Mark Epstein - Gündelik Hayatın Travmaları
Carl Gustav Jung - The Red Book: Liber Novus
Carl Gustav Jung - The Black Books







Yorumlar