Onaylanmaya aşırı muhtaç kişi
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Muhtemelen hepimizin hayatında çevresindekilere karşı aşırı fedakar davranan, onaylanmak için her şeyi yapan biri bulunur.
Bazen öyle dayanılmaz durumlara katlanır, öyle apaçık sömürülür ki, omuzlarından tutup sarsmak, “Nasıl bu kadar saf oluyorsun, gerçeği görmüyor musun, neden bunlara katlanıyorsun?” diye haykırmak isteriz.
Oysa karşımızdaki kişi ne saftır, ne aptal, ne de gözlem yeteneğinde bir sorun vardır.
Buradaki sorun temel bir gerçeği yadsımamızdan kaynaklanır: Aynı dünyada yaşadığımızı varsayarız.
Bir düşünelim; diyelim ki etrafımız bizden güçlü, saldırgan, kocaman yaratıklarla çevrili. Onların yanında biz pek bir narin, kırılgan ve zayıf kalıyoruz. Tek hareketleriyle öldürebilirler bizi.
En doğru stratejimiz ne olurdu? Onların suyuna gitmek ve bizi sevmelerini sağlamak.
Onaylanmaya aşırı muhtaç kişinin zihni sanki sürekli böyle tehditkar bir ortamdaymış gibi tetikte bekler.
Biraz genlerden, biraz geçmişten, biraz kültürden kaynaklanır bu.
Sevilmek ve onaylanmak o kadar dürtüseldir ki bunu elde etmek için her şeyi yapar.
Dolayısıyla her şeyin dışarıdan nasıl göründüğünü anlatmak nadiren işe yarar.
SEVGİ DEĞİL KORKU
Onunla oturup tartışsanız, neden bu kadar sevilmek, onaylanmak istediğini sorsanız şaşırmış bir şekilde bakar size: Hepimiz sevilmek ve onaylanmak istemez miyiz?
Yanıtı doğru fakat eksik kalır.
Sıradan bir insan haz duyduğu için sevilmek, bütün benliğiyle onaylanmak ister. Oysa onaylanmaya aşırı muhtaç kişinin ana kaynağı sevgi değil, korkudur.
Tehditkar bir dünyada yalnız kalmaktan korkar. Korkusunu hafifletmek için bağ kurar.
Bütün o fedakarlıkları, özverileri, alttan almaları, rekabetten kaçınmaları, kendini öne koyamamaları sevgiden değil, korkudan kaynaklanır.
Sevilmek ve onaylanmak uğruna kendinden vazgeçer.
Oysa kendimizden başka neyimiz var ki?
KENDİMİZE DOĞRU ADIM
Clarissa Estes, “Eğer çocuklarımızı istismar etseydik, devlet görevlileri kapımızda beliriverirdi. Eğer hayvanlarımızı istismar etseydik, hayvanseverler derneği gelirdi,” diyor ve ekliyor:
“Ama kendi ruhlarımızı aç bırakmakta ısrar etmemiz halinde bize müdahale edecek ne bir yaratıcılık devriyesi ne de ruh polisi var.”
“Sadece biz varız.”
Ünlü çizer Hugh Macleod onay almanın en iyi yolunun onaya ihtiyaç duymamak olduğunu söylüyor:
“Bu sanatta ve iş dünyasında böyledir. Ve sevgide. Ve cinsellikte. Ve sahip olmaya değer her şeyde.”
Lao Tzu, binlerce yıl önceden sesleniyor:
“İnsanların onay vermesini önemserseniz,
onların mahkumu olursunuz.
İşinizi yapın ve geri çekilin.
Dinginliğe giden yegane yol budur."
Don Miguel Ruiz ise en büyük korkumuzun ölüm korkusu değil, gerçekte kim olduğumuzu ifade etmek olduğunu söylüyor:
“Hayatlarımızı, başkalarının isteklerini yerine getirmek için yaşamayı öğrenmişiz çünkü başkaları tarafından kabul edilmemekten çok korkuyoruz.”
Korku içimize işlemiş, bizi samimiyetsizleştirmiş olabilir. Korkmamayı seçemeyebiliriz. Ama korkularımıza rağmen kendimize doğru adım atmayı seçebiliriz.







Yorumlar