top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Olgun aşk

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

“Keşke yeniden bir kız çocuğu olabilsem, hayatımı bir daha yaşayabilsem. Gerekenden çok acı çektim. Senin yaşındayken dedem bana bir yakut bilezik almıştı. Çok büyüktü ve kayıp duruyordu. Dedem daha sonra kuyumcuya özel olarak böyle yapmasını söylediğini anlattı. Bileziğin büyüklüğü sevgisini simgeleyecekti. Ne kadar yakut, o kadar sevgi. Ama rahat takamıyordum bileziği. Hiç takamadım. İşte söylemeye çalıştığım şeyin özü bu:


Bugün sana bir bilezik vermeye kalksam, bileğini iki defa ölçerdim.”


..


“Sevmeyi bilmeden sevmek, sevdiğimiz kişiyi yaralar.” der Thich Nhat Hanh.


Oysa sevmenin öğrenilecek bir şey olduğu pek aklımıza gelmez.


Romantik aşk, dürtüsellikle, kontrolsüzlükle, fevrilikle, aşırılıkla, hesapsızlıkla, kendini kaybetmeyle eşleştirilir. Farklılığa tahammül olmaz, çiftler tek olmak ister.


Bin yıl öncesinden Ahmed Gazali’nin dediği gibi “Aşk, insan yiyendir.”


Kişi kendini kaybetmelidir. Şuursuzluk aşk sayılır.



Aziz Augustinus ise gençliğini "Aşkı hiç tatmamıştım ama aşık olmaya aşıktım.” diye özetler. Güvende hissettiği ve birini delicesine özleyemediği için acı çeken din alimi bir gün aşkı tadar:


“Evet, sevildim ve hiç farkına varmadan zevkin zincirine bağlandım, can yakıcı halkalarına seve seve geçirdim boynumu ve gün geldi kıskançlığın, kuşkuların, korkuların, öfkelerin ve kavgaların o kızgın demirden sopalarıyla dövülmeye başladım.”


“Sonra anladım, acı güzel değildi. Ben böylesine derinden acı çekmek istemiyordum.”



Bütün abartılı sevgi gösterilerine rağmen ilk aşkların neredeyse tamamı acıyla biter.


Çünkü ideallerimiz, beklentilerimiz, arzularımız, önceliklerimiz zamanla değişir. Birbirimiz için yarattığımız kaplara sığmaz oluruz.


Ayrılık, terk edilen için de, terk eden için de geriye hayal kırıklıkları, suçluluk, pişmanlık ve yoksullaşmış bir benlik bırakır: Dersimizi alırız.


Aşkı, kontrolsüzlükle eşleştirdiğimiz ve artık kontrolü bırakmayacağımız için bir daha aşık olamayacağımıza inanırız.


Ama oluruz.


ÇOK OLANI DEĞİL, UYGUN OLANI


Terk edilen Susan Sontag, günlüğüne, “Sevmek acıtıyor.” diye yazar, “karşınızdakinin her an derinizi de alarak çekip gidebileceğini bilirsiniz.”


O karanlığın dibini görmüş herkes, bir başkasına bu gücü bahşetmeden önce onu binlerce teste tabii tutar ve tamamen güvende hissetmeden bir daha kendini bırakmak istemez.


Kuşkucudur, dikkatlidir. Olgunlaştıkça rasyonel davranır ve bu nedenle aşık olamadığına inanır.


Ama şairin dediği gibi, aşkımız da değişebilir, gerçeklerimiz de.



Aşkı tutkuyla karıştırırız. Oysa tutku, aşkın bileşenlerinden yalnızca biridir.


Aşkta tutkunun yanında sevgi, şefkat, merak, ilgi, dostluk da bulunur. Tennov’un yaptığı ünlü araştırmada cinsel olarak aktif aşık kadınların %95’i, erkeklerinse %91’i “Aşkın en iyi tarafı cinsel birleşmedir,” ifadesini reddeder.


Cinsel uyum elbette önemlidir ama ilk sırada “duygusal bütünleşme” yer alır.


Duygusal olarak olgunlaştıkça sevilme ihtiyacının yerini anlaşılma, tanınma ve bilinme arzusu alır.



Jung’a göre duygusal olgunluk, kişinin kendini tanıması ve olumlu - olumsuz bütün yanlarıyla barışmasından geçer.


Erich Fromm ise duygusal yönden olgun bireyler arasındaki aşkı şöyle özetler:


- Olgun bireyler, aşkta kendilerini kaybetmeye değil, bulmaya çabalar.


- Olgun bireyler, hem kendilerinin, hem de partnerlerinin potansiyellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olur.


- Olgun bireyler gereksinim duydukları için sevmez, sevdikleri için gereksinim duyar.



İlk deneyimlerimizin ve kültürel kodlarımızın etkisiyle, aşkı içimizdeki yoğun duyguları kontrolsüzce bir kişiye boca etmek sanabiliriz.


Ama çift terapilerinde yaygın olarak “beni sevmiyorsun,” değil, “beni anlamıyorsun” şikayetini duyarız.


Olgun kişi sadece sevilmek değil, görülmek, bilinmek ve anlaşılmak ister. Dürtüsellik değil, duygusal istikrar, düşüncede netlik, adil değerlendirilme, eşitlik ve özerklik ister.


Foer’in romanındaki büyükannenin torununa yazdığı gibi, çok olanı değil, kendine uygun olanı ister.



Kaynaklar

Jonathan Safran Foer - Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

Thích Nhat Hạnh - How to love

Erich Fromm - Sevme Sanatı

Aziz Augustinus - İtiraflar

Ahmed Gazali - Aşıkların Halleri

Lori Gotlieb - Belki de Biriyle Konuşmalısın

Helen Fisher - Aşkın Anatomisi

Susan Sontag - Yeniden Doğan

Konuyla ilgili okuma önerisi:

Sevme Sanatı

Erich Fromm

Say

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page