Okyanustaki damlana sahip çıkmalısın.
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Bazılarımız daha keskin bir duyarlılıkla doğar.
Jerome Kagan, bebekleri hızlıca sallar, onlara hoş olmayan kokular koklatır, yüksek sesli müzik dinletir. İçlerinden bazıları tepki vermezken, bazıları yerinde duramaz; ağlar, çırpınır, tepinir.
Kagan, bu bebeklere, “yüksek tepkili” der ve onları yetişkinliklerine kadar takip eder.
Bebekler büyür ve birçoğu anlam konusunda kafası karışmış, kendini suçlamaya alışkın, hassasiyet seviyesi yüksek yetişkinlere dönüşür.
…
Duyarlılığı yüksek çocuklar jestlerden, mimiklerden, üzüntüden de daha fazla etkilenir. Bütün olumsuzlukların kaynağı olduklarına inanır, bu nedenle sık sık kendilerini suçlar.
Yıllardır her günü muhakemeyle geçmiş çocuk, zamanla aşırı düşünmeye, sık sık endişelenmeye ve çabuk tükenmeye başlar. Sinirleri hep gergindir.
Ne kadar hassasiyet gösterirse göstersin, içindeki yargıç yalnızca yapmadıklarına odaklanır.
Tüm dünyayı kurtarmadıktan sonra tek başına yaptığı herhangi bir eylem, okyanustaki damla gibidir.
…
Oysa duyarlılık, yalnızca bir yük değil, aynı zamanda yaratıcı bir gücün de habercisidir.
George Eliot’un yazdığı gibi, duyarlı bireyin idealist ve tutkulu doğası, destansı bir hayat talep eder. Öyle gündelik hazlarla, romantik masallarla tatmin olacak bir hayat değildir bu.
Rollo May ise yaratıcı insanların, güvensizlik ve duyarlılık konusunda ağır bir endişe yükünü taşıyarak diğer insanlardan ayrıldıklarını yazar.
Onlar, yokluktan kaçmayarak, onunla güreşerek, var etmeye zorlarlar.
Okyanustaki damla
Gazeteci David Brooks, duyarlı ve derinlikli bir hayata örnek olarak Dorothy Day’i işaret eder.
Yüksek hassasiyetle dünyaya gelen Dorothy Day, hayatı boyunca içindeki sert yargıcın sesiyle mücadele etti. Anarşist bir gazeteci olarak başladığı yolculukta, kadın haklarını savundu, ardından yoksullar için sığınaklar açan bir aktiviste ve dayanışmayı merkezine alan bir kilise görevlisine dönüştü. Day’in bu dönüşümü, derin bir ruhsal açlığın izlerini taşıyordu.
Dorothy Day de, kendi destansı hayatını arıyordu.
…
Bu destansı hayat arayışı, Dorothy Day’in zorluklarla dolu ancak anlamlı bir yaşam sürmesinin temel taşıydı. Onu ayıran, böylesine bir hayat için yoklukla güreşmekten bıkmamasıydı.
Dostoyevski, acı ve üzüntünün, engin bir bilinç ve derin bir yürek için şart olduğunu vurgularken anlam yüklü sıkıntılara işaret eder. Bazı bilgelikler sadece mücadeleyle ortaya çıkar.
Kendi duyarlı doğamızdan uzaklaşmak, hayatımızı daraltır. Bu durum, yaratıcı ve hassas bireyler için yıkıcı bir deneyimdir.
Çünkü hayatımız ve vizyonumuz daraldıkça gündelik sıkıntılarımız manasızlaşır.
…
Paul Tillich’in dediği gibi, duyarlılığımıza sahip çıkıp acıyla yüzleştiğimizde, zemin sandığımız yer parçalanır. Altındaki boşluğu fark ederiz.
Korkarız ama yüzeysellikten uzaklaştığımız için de güçlü hissederiz. Daha bir “ben” olduğumuzu idrak ederiz.
Eski bağlar kopar. Ancak bu kez, her şeyin birbirine bağlı olduğunu anlarız.
Var olmanın derin hüznünü, var olabilmiş olmanın derin hayretini aynı anda yaşarız.
Hüznümüz de, tahammülümüz de, minnettarlığımız da artar.
…
En derinde, çaresizliğimizle karşılaşırız; gerçek sınırlarımızı, neyi kontrol edip edemediğimizi, değişimdeki güçsüzlüğümüzü ve inadımızdaki onurlu gücü görürüz:
“Hayat üzerinde sınırlı enerjin ve küçük bir etki alanın var. Yine de okyanustaki damlana sahip çıkmalısın.”
Bütün bunlar, hayatını zorluklarla geçirmiş bir başka yazar Elizabeth Gilbert’in tanrısına ettiği duayı anımsatır bize:
“Tanrım, bana vere vere ufacık bir etki alanı vermişsin ama buna da şükür. Çünkü o küçücük etki alanı, benim için her şey."
…
Brooks, hayatının son döneminde Dorothy Day’in yoksullar için bir azizeye dönüştüğünü söyler:
“Kimsenin acısını kıyaslamadı. Pratik olarak ne yapabildiğine baktı. Çektikleri sıkıntının ne anlama geldiğini acıyı çekenlere bıraktı, tanımlamadı. Çözümü olmayan sorunları çözmeye çalışmadı. Bütün varlığıyla yanlarında oldu.”
Duyarlılık, yalnızca bir yük değil, derin ve anlamlı bir hayatın temel taşıdır.
Ve bir arkadaşı Day’in son anlarını şöyle özetler:
“Kendini suçlamayla dolu hayatın son doruğunda yoğun bir minnettarlık hakimdi.”
Kaynaklar:
Dorothy Day - The Long Loneliness
David Brooks - The Road to the Character
Jenn Granneman, Andre Sólo - Sensitive
Rollo May - Yaratma Cesareti
Fyodor Dostoyevski - Suç ve Ceza
George Elliot - Middlemarch
Elizabeth Gilbert - Tim Ferriss Podcast







Yorumlar