Ne fırsatı, ne eşitliği?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Güncel TÜİK verilerine göre Türkiye’de her 10 çocuktan 4’ü yoksul büyüyor. Bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda nörolojik bir kriz.
Hacer Foggo’nun sık sık vurguladığı gibi, yoksulluk, sadece yeterli gıda erişimine sahip olmamak değil, beraberinde utancı, aşağılanmayı, sürekli bir yetersizlik hissini de getiren bir durum.
Üstelik beynimizi de değiştiriyor. Yoksul çocuklar yetişkinliklerinde güvensiz bağlanmaya, dürtüselliğe, bağımlılığa ve depresyona daha meyilli oluyor.
…
Yoksulluğun zihnimizi nasıl değiştirdiğine bakalım: Yoksul çocuklar genellikle tehlikeli ve gürültülü mahallelerde büyür. Ekonomik sorunlarla boğuşan ebeveynlerinden duygusal destek alma şansları düşüktür.
Yani hem sürekli tehdit altında hissederler, hem de kimse onları sakinleştiremez.
Sinirbilimci Robert Sapolsky’ye göre, bu koşullar altında, beynin korku ve tehdit merkezi amigdala hem büyür hem de aşırı uyarılır.
Sonuç: Hayat boyu kronik stres ve güvensizlik duygusu.
…
Sapolsky’ye göre yoksulluğun yarattığı stres, beynin mantıklı düşünmeyi sağlayan bölgesi olan frontal lobu zayıflatır. Frontal lob yeterince çalışmadığında sonuçları ağır olur:
- aşırı dürtüsellik, dikkat eksikliği
- odaklanma ve öğrenme güçlüğü
- bağımlılıklara yatkınlık
- uzun vadeli planlara sadık kalamama
Çocukluktan devraldığımız bu psikolojik yükler, örneğin stresle başa çıkamama ya da dürtüsel davranma, kötü kararlar almamıza, iyi kararları sürdüremememize neden olur.
Döngüden kurtulmamız zorlaşır.
…
Sapolsky, ayrıca çocukluk dönemindeki yoksulluğun yetişkinlikte depresyon riskini "bir hayli" artırdığını da vurgular.
Çünkü süregelen kronik stres, beynin ödül ve motivasyon merkezi olan dopamin sistemini duyarsızlaştırır. Sistem duyarsızlaştığında sık sık duygusuz, kayıtsız ve neşesiz hissederiz.
Tükenmiş dopamin sistemi, ayrıca depresyonun ayırt edici belirtilerinden biri olan “kontrol kaybı hissini” de güçlendirir. Yoksullukla büyüyen çocuk beyni şöyle yankılanır:
“Yarınlarım da en az bugünkü kadar kontrolsüz ve berbat geçecek.”
Politikacıların beynimize yaptıkları
Bessel Van der Kolk, kendisine “siyaset hakkında konuşma, psikoloji hakkında konuş” diyen katılımcılara “Keşke travmayı siyasetten ayırabilsem,” diye yanıt verir.
Kolk, posta kodumuzun, genetik kodumuzdan daha önemli olduğunu söyler ve ekler:
“Yoksulluk, işsizlik, kötü okullar, sosyal izolasyon, standartların altında barınma, travmanın ortaya çıkma nedenlerindendir.”
Travma daha fazla travmayı doğuruyor. Travmadan incinenler diğer insanları incitiyor.
…
Çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş Mahir Polat da Türkiye’de en yaygın kimliğin yoksulluk olduğunu dile getiriyor. Yoksulluk yalnızca duygularımızı ve travmalarımızı değil, siyaseti ve toplumsal ilişkileri de şekillendiriyor.
Yine de psikolojik sorunlarımızı konuşurken siyaseti çoğu zaman dışarıda bırakıyoruz. ‘Fırsat eşitliği’ gibi sözlerle bireyin sorumluluğunu yüceltip siyaseti aklıyoruz.
Fırsat eşitliği, insanların hayata eş imkanlarla başlaması ve mevcut fırsatlara herkesin eşit derecede sahip olması demektir. Oysa Polat’ın dediği gibi, sosyal eşitliğin olmadığı bir dünyada “fırsat eşitliğinin” bir anlamı kalmıyor.
…
Gerçekten de Gabor Mate, Bessel Van der Kolk ve Bruce Perry gibi araştırmacıların kitapları bize yoksulluğun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda nörolojik bir kriz olduğunu gösteriyor.
Yine de görmezden geliyoruz çünkü içsel sıkıntılarımız yalnızca kişisel eksikliklerden kaynaklanıyormuş gibi sunuluyor.
Artık mutlu olamayan, başarısız sayılıyor.
Byung-Chul Han’ın yazdığı gibi, modern toplum acıyı tıbbi bir sorun olarak tanımlıyor ve ona ilaç arıyor. Bu yaklaşım travmayı toplumsal ve politik bağlamından koparıyor, böylece siyasetçinin sorumluluğu buharlaşıyor.
…
Bugün en büyük problemimiz yoksulluk. Her on çocuktan dördünün beyni yoksunlukla şekilleniyor.
Bu çocuklar sadece yoksul değil; öfkeli, utanç dolu ve yalnız bırakılmışlar. Ve bu yalnızlık, bütün toplumu etkiliyor.
Adamlar’ın dediği gibi: “Ne kralın tacı / ne kısa günün kazancı / garibin harcı / acının ilacı.”
Ama bu acının ilacı ne bireysel çabayla bulunur, ne tesadüfen geçer.
Bugün bu çocukları bireysel çabalarla baş başa bırakan her politika, yarının toplumsal çöküşünü garanti eder.
Kaynaklar:
TÜİK - Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2024
Robert Sapolsky - Davranış
Robert Sapolsky - Zebralar Neden Ülser Olmaz
Bessel van der Kolk - Beden KAyıt Tutar
Gabor Mate - Normal Miti
Bruce Perry - Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk
Emre Özarslan - Neden Böyleyim Nasıl Değişebilirim
Mahir Polat - Armağan Çağlayan röportajı
Serbesiyet - Hacer Foggo ya da derin yoksulluk çekenlerin Hacer ablası…







Yorumlar