top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kimse tamamen hazır olmaz

  • 18 Tem
  • 3 dakikada okunur

Bazen, harekete geçmemiz gerektiğini bilir ama belirsizliğin endişesi üzerimize çullandığı için hiç bitmeyen analizlerin ve hesaplamaların ortasında hareketsiz kalırız.


Patrick Overton, ferahlatmaya çalışır bizi. Tanıdık olanın ışığından, bilinmezliğin karanlığına doğru o adımı atmadan önce, iki şeyden birinin olacağına inanmamız gerektiğini söyler:


“Ya üstünde durabileceğin bir şey olacak ve yoluna devam edeceksin ya da uçmayı öğreneceksin.”


-


Belirsizlikten çekiniriz ama zaten hep belirsizlik içindeyiz.


Genç yaşta kansere yakalanan ünlü oyuncu Gilda Radner, iyileşmeye başlayınca, diğer hastalara umut versin diye bir kitap yazmaya başlar. Ancak kitabın ortalarına geldiğinde kanser yine kendini gösterir.


“Daha önce de depresyona girmiştim ama bu farklıydı” diye yazar Radner; “her şeyi, yani bütün o kemoterapileri, psikoterapileri, farkındalıkları ve zihin zenginleştirmesini doğru yaptıktan sonra, en mükemmel seçimlerin bile işe yaramayabileceğini görmek beni çıldırtmıştı.”


-


Kanser hastalarıyla çalışan terapisti Joanna ise zaten en başından beri bu kontrol duygusunun hayali olduğunu hatırlatır ona:


“Başına gelen her şeyden sorumlu olmadığın gibi, istediğin her şeyi de değiştiremezsin.”


Hiç birimiz ne olacağını bilemeyiz; sadece bir şeylerin olacağını ve ona uyum sağlamaya çalışacağımızı biliriz. Joanna'ya göre hayatın tadı buradadır ve bir isim verir ona: “Lezzetli muğlaklık”


Radner, ilk duyduğunda hoşlanmaz bu isimden. Ama kitabının ve hayatının sonuna geldiğinde terapistine hak verdiğini görürüz.


-


“Oysa kitabıma mükemmel bir son istemiştim,” diye yazar Radner, "bu nedenle önce en sondan başlamış ve kanseri yenen bir şampiyon olduğumu yazmıştım."


"Ama zor yoldan öğrendim; nasıl ki bazı şiirlerin kafiyeleri, bazı hikayelerin net bir başlangıcı, ortası ve sonu olmuyorsa benim hayatım da bu kitap gibi hep muğlaktı.”


“Hayat; sadece bilememek, uyum sağlamak, anı yakalamak ve ne olacağını kestiremeden o an için en iyisini yapmaktan ibaretmiş.Terapistimin dediği gibi; o lezzetli muğlaklıkmış hayat.”


VE UÇMAYI ÖĞRENDİLER


Belirsizlik, beynimiz için öylesine büyük bilişsel yüktür ki, sislerin ardındaki umutlu yarınlara adım atmaktansa, bilindik ızdıraplı bugünlerde kalmaya devam edebiliriz.


Hareket etmek istemeyen yanımızın kullandığı en sinsi yol, tamamen hazır olmayı beklemektir.


Oysa "kimse tamamen hazır olamaz," der Clarissa Estes, iş zekamıza kaldığında, adım atmamak için köpek tüyünden daha fazla mazeret buluruz.


Tek yapmamız gereken hayata dalmak ve ne olacağını bilmeden yaşamayı öğrenmektir.


-


Peki kişi belirsizlikte yaşamayı nasıl öğrenir? En çok hangi yeteneğe ihtiyaç duyar?


Ursula Le Guin’e göre karanlığa adım atmamız gerektiğinde bize en çok gereken yetenek, hangi soruların cevaplanamaz olduğunu anlamak ve onları umursamamaktır.


“Öyle olursa ne olur, böyle olursa ne olur, o ne der, bu ne yapar?”


Endişe dolu hayali senaryolar ürettikçe hakikate varamayız. Çünkü bütün kitapları okusak, bütün ayrıntıları düşünsek bile asıl bilgiden mahrum kalır; kendimizi, sınırlarımızı ve nelere katlanabildiğimizi asla öğrenemeyiz.


-


Üstelik, bazı bilişsel yeteneklerimiz yalnızca eyleme geçtiğimizde, hatta hata yaptığımızda gelişir.


Örneğin özür dilemeyi, telafi etmeyi, ayağa kalkmayı, kayıplarımıza rağmen devam etmeyi, sorumluluklarımızı sırtlanmayı, kırılganlığımızı kucaklamayı yalnızca belirsizliğin derslerinde öğreniriz.


Ve adım adım Albert Ellis’in “duygusal olgunluk” dediği seviyeye çıkarız. Yani, dünyanın olasılıklarla dolu, muğlak bir yer olduğunu kabul eder ama yeteneklerimize güvendikçe ondan daha az korkar hale geliriz.


-


Bu, muğlak ve lezzetli dünyada, bir yanımız hep harekete geçmeden önce emin olmak isteyecek


Ama cesaretimizi toplayıp, karanlığa doğru adım attığımızda, ya üstünde durabileceğimiz bir şey bulacağız; ya da uçmayı öğreneceğiz.


Tıpkı Apollinaire’nin* dizelerindeki gibi:


“Kenara gelin,” dedi adam. “Gelemeyiz, çok korkuyoruz” diye yanıtladılar.


“Kenara gelin,” dedi adam. “Gelemeyiz, düşeceğiz,” diye yanıtladılar.


“Kenara gelin,” dedi adam. Sonunda geldiler.


Hepsini ittirdi arkalarından.


Hepsi birden uçtular.



Kaynaklar:

Patrick Overton - The Faith

Gilda Radner - It's Always Something

Clarissa Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar

* Şiir hem Apollinaire'ye hem de Christopher Logue'ye yazılıyor.

Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page