Kendini özleyebilir misin?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
Mevlana’nın bir şiirinde adam dualar eşliğinde özlemini yakarırken, yanındaki arkadaşı alaycı bir ifadeyle sorar: “Tamam, ben seni duyuyorum ama hiç yanıt aldın mı bu yakarışlarına?”
Adam yanıt veremez, susar. Gece rüyasında Hızır gelir ve ona sorar:
“Neden dilemeyi ve övmeyi bıraktın?”
“Çünkü hiç yanıt alamadım.” der adam.
O zaman Hızır bir sır verir ona:
“Dillendirdiğin özlem, yanıtın kendisidir.”
--
Sırrı biraz olsun anlamak için özlem kelimesine dair etimolojik bir yolculuğa çıkalım.
Sigmund Freud, yaşayabileceği başka bir hayata dair özlemini anlatırken “sehnsucht” kelimesini kullanır:
“Yürümeyi öğrenmeden önce bile babamdan kaçardım.” der psikanalist, “Ama yaşamım boyunca babamla yan yana yürüyebildiğim bir hayatın özlemini içimden atamadım.”
J.S. Lewis bu sözcüğü şöyle tanımlar: “Kalbimizin bilmediği bir şeye karşı hissettiği derin ve doyurulamaz bir eksiklik duygusu.”
--
İngilizce’ye baktığımızda, özlemek anlamına gelen “longing” kelimesinin kökeninin uzamaktan, yani esneyerek erişmekten geldiğini görürüz: Bir başka kişiye, bir başka nesneye, bir başka hayata erişmek için uzamak.
İlginç şekilde, Hint-Müslüman şiirlerinde yer bulan ve İngilizce’deki gibi hem esnemek, hem de bitmeyen özlem anlamına gelen bir kelime bulunur: “Ham yaze”
Annemarie Schimmel’e göre bu kelime aynı zamanda bir başka anlama daha gelir:
“Kıyının tüm okyanusu kucaklama özlemi”
--
Bir yaşında annesini kaybetmiş Portekizli yazar Fernando Pessoa, anne sevgisiyle büyümüş olmayı dilediği satırlarında, “Beni darmadağın eden ve bunalımlara sürükleyen, olabileceğim o öteki kişiye duyduğum bu özlem işte!” diye haykırırken kullandığı sözcük “saudade” dir.
Asaf Halet Çelebi’nin Mariyya şiirinin başında şu not düşer:
“Saudade'nin ne demek olduğunu soruyorsun bana; söyleyeyim, saudade her şey öldükten sonra kalan her şeydir."
Yani, Pessoa, kendi yasını tutmaktadır.
KENDİNİ ÖZLEMEK
Dilimizde ise özlemek, özden gelir. Kişinin kendi özünü bir başka insana, nesneye, hayata katabilme arzusudur.
Yani aslında odak noktası başkası değil, kişinin kendisidir.
“Özlem,” der Aruoba, “belki de kişinin insan olma çabasındaki en temel öğesidir: Kişinin gerçekleştirmeye çalıştığı en uç olanak, yaşam alanında ulaşmaya çalıştığı en uç sınır, kendini tam olarak yapmayı isteyebileceği en son yerdir.”
Yani insan, özleye özleye, kendisini bulabilir.
--
Kişinin kendisine duyduğu özlem ve arayışı, Attar’ın Mantık Al-Tayr’ında bulabiliriz.
Yeryüzündeki bütün kuşlar toplanıp kendilerini yönetmesi için Simurg’u bulmaya gider. Tehlikeli yol boyunca çoğu kuş mazaretler sunarak arayışı bırakır. En sonunda sadece otuz kuş bu yolculuğu tamamlar. Yolun sonunda ellerine bir yazı verilir. O yazıda her kuşun başından geçenler bir bir yazar. Başlarını kaldırdıklarında ise aynayla karşılaşırlar.
Yol boyunca aradıklarının ve nihayetinde bulduklarının kendileri olduğunu anlarlar. Özlem arayışa, arayış dönüşüme neden olmuştur.
--
Gelişmiş korteksimiz sayesinde hiç varolmamış şeylerin hasretini çekebilir, hiç yaşanmamış hayatların yasını tutabilir, bütünleşme arzusuyla kendimizi esnetebilir ve dilimizdeki gibi özümüzü bütüne katmak için çabalayabiliriz.
Bu kadar etkin bir fiili neden edilgen bir şekilde kullanıyoruz?
Schopenhauer’e göre bunun nedeni büyümemiz. Hayatımızın ilk yarısında özlemlerimizin peşinden koşuyoruz. Ancak mutluluğun hayaletimsi, acının ise apaçık gerçek olduğunu fark edip, ikinci yarısında kendimizi özlemlerimizden sakınıyoruz.
Oysa hala özleyebilmek, güzel şey.
--
Şiire dönelim.
Hızır, özlemini yakarmayı bırakan adama “Dillendirdiğin özlem, yanıtın kendisidir.” sırrını verdikten sonra devam eder:
“Yakarışlarının içinden çıktığı keder, seni birliğe ulaştırır.”
Yani özlemi ifadelendirebilmek, kişinin dünya ile birleşmesine vesile olur.
Ve bir görüşe göre sanat, işte bu özlemin tecellisidir.
Onu da haftaya konuşalım.
Kaynaklar:
Nişanyan Türkçe Etimoloji Sözlüğü
Andy Tix – Longing for More
Armand Nicholi – The Question of God
Mewlana Jalaluddin Rumi – Love Dogs
Eugenio Borgna – Bekleyiş ve Umut
Eugenio Borgna – Ruhun Yalnızlığı
Annemarie Schimmel – İslamın Mistik Boyutları
Feridüddin Attar – Mantık Al-Tayr
Susan Cain – Bittersweet
Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı
Oruç Aruoba – Uzak
Asaf Halet Çelebi – Mariyya







Yorumlar