top of page

Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kendimizi daha iyi ifade edebilmemiz için bir rehber

  • 18 Tem
  • 5 dakikada okunur

Önümüzdeki iki hafta yurt dışında olacağım için bülten çıkarmayacağımı söylemiştim.


Bu nedenle özel bir şey yapmak istedim.


Sosyal medya ve yazarlık hakkında okuduğum kitaplardan, aldığım eğitimlerden ve en önemlisi Huzursuz Beyin deneyimimden faydalanarak senin için bir rehber hazırladım.


Rehberin amacı, yazma alışkanlığı kazanarak kendimizi daha iyi ifade edebilen bir insan dönüşmek. (Bonus olarak da dünyayı bir yazar gibi görmek, zamanla zenginleşen, geniş bir arşive sahip olmak ve içimizdeki sabotajcıyla daha güçlü bir şekilde savaşmak.)


Rehber yirmi beş sayfayı geçti.


Ben de bir çılgınlık yapıp, kendi sesimden bir video hazırlamaya koyuldum.


Ses kaydı amatör olduğum bir konuydu. Beş gündür, üç – dört saatlik uyku uyuyarak metinle ve videoyla uğraştım ve son saniyede yetiştirip Youtube’a ekledim. Nasıl olduğu konusunda hiçbir fikrim yok. Uyanık olan iki kişiye gösterebildim, onlar beğendiler, ben de koydum.


Beğenirsen, yorumlarsan ve kanala abone olursan çok sevinirim. Belki devamı gelir.


Video, bizi yazmaktan alıkoyan üç inancı işliyor:


1. Yazarlık doğuştan gelir. Oysa benim doğal yeteneğim yok.


2. Yazsam bile kim neden okusun ki, anlatacak ilginç bir şeyim yok.


3. Yazmak için motive olmam gerek, oysa ben sürekli erteleyen bir insanım.


Siteye eklediğim ipuçları da yazma süreci hakkında bilgi veriyor.


Rehberi okumak isteyenler için hem geniş halini hem de sosyal medya yazarlığı ipuçlarını siteye ekledim.


Videodaki aksaklıklar ve hatalar için özür dilerim. Şu an beynim tamamen gitmiş durumda :)


Umarım beğenirsin.


REHBERDEN KESİTLER


Cesaretsizlik


Friedrich Nietzsche, Eğitimci Olarak Schopenhauer adlı eserinde çok ülke görmüş bir gezginden bahseder. Gezgini görenler, karşılaştığı bunca insanın ortak özelliğini sorar. “Tembelliğe eğilimliler,” diye yanıt verir gezgin.


Nietzsche bu yanıtın eksik olduğunu düşünür; tembelliğimizin de altında yatan görünmez bir ağırlık vardır: “cesaretsiz olmamız.”


“Aslında her insan, kendisinin benzersiz bir varlık olduğunu, bu dünyada bir eşinin daha bulunmadığını bilir.” der Alman filozof. “Bunu bilir ama bir suç gibi saklar. Çünkü yanındakinden korkar.”


Zaten filozofa göre sanatçı olanlar, her insanın eşsiz bir mucize olduğuna dair o reddedilmiş hakikati keşfedenlerden oluşur.


Sıkıcı olan tembelliğimizdir. Gündelik basmakalıp muhabbetlerimiz, herkesle hemfikir oluşumuzdur. Dürüst ve çıplak olduğumuzda karşılaşacağımız zorluklardan korkarız. Bu nedenle farklılıklarımızı kendimize saklarız.


Ama her konuda değil.


Örneğin sosyal medyada yediğimiz birbirinden farklı yemekleri, içtiğimiz içecekleri, yaptığımız spor figürlerini, gezdiğimiz yerleri, izlediğimiz filmleri, dinlediğimiz şarkıları, hatta evlilik teklifleri gibi en özel anlarımızı sergilemekten kaçınmayız.


Ama konu, bizi farklı kılabilecek duygu, düşünce ve fikirlerimizi paylaşmak olunca sanki görünmez bir cin oturur boğazımıza. Miskinlik ardına saklanmış korku ve endişe; bize söyleyecek değerli bir sözümüz olmadığını fısıldar. Sorduklarında; “benim söyleyeceklerim neden önemli olsun ki?” deriz.


Nietzsche, kendinden sıkılanlara şu öğüdü verir:


“Kitlelerin bir parçası olmak istemeyen insanoğlunun yapması gereken tek şey, içinde olduğu rahatlığa son vermektir; ona şöyle seslenen vicdanının sesine kulak versin:


“Kendin ol! Şu anda, yaptıklarının, düşündüklerinin, istediklerinin hiçbiri değilsin.”


--


İçimizdeki sabotajcı


Şimdi, herhangi bir alışkanlık edinmeye çalışırken en sık karşılaştığımız dostumuzdan bahsetmemizin vakti geldi: İçimizdeki sabotajcı.


Steven Pressfield, milyonlar satan “Yaratma Savaşı’n”da ondan direnç olarak bahseder ve düşmanımız olduğunu söyler. Geçtiğimiz aylarda Netflix’te belgeseli yayınlanan Psikiyatrist Phil Stutz’a göre o “Part X”tir ve bizi potansiyelimize erişmekten alıkoyar:


“Herkes, hayatlarının bir döneminde, içlerinde henüz keşfedemediği bir potansiyel olduğunu hisseder. Bazılarımız çocukları doğduğunda hisseder aslında daha fazlası olduğunu, bazılarımız geceleyin yıldızlara baktığında. İyi haber, gerçekten sınırsız bir potansiye sahibiz. Kötü haber, bunun için savaşmamız gerekir. Özellikle de bizi her adımda sabote etmeye çalışacak içsel mekanizmalarımızla.”


Bense onu daha çok, manipülasyon konusunda uzman, aşırı evhamlı, yaşlı bir akrabamız gibi düşünüyorum. Bize direkt olarak “yapma” demez, bunun yerine bin bir yolla bizi manipüle etmeye çalışır.


En çok ortaya çıktığı durumları şöyle sıralayabiliriz:


1. Yazı, resim, müzik, film, dans ya da yaratıcılık gerektiren herhangi bir çalışmaya giriştiğimizde


2. Kar amacı gütsün veya gütmesin, herhangi bir iş kurma girişiminde bulunduğumuzda,


3. Beslenmemiz, sağlığımız ile ilgili bir rejim veya spor programına başladığımızda,


4. Zararlı bir alışkanlıktan veya bağımlılıktan kurtulmak için adım attığımızda,


5. Yabancı dil, uzmanlık, mesleki eğitim gibi eğitimlere kayıt olduğumuzda,


6. Kendimizi ve hayatımızı değiştirmek için siyasi, ahlaki ya da manevi cesaret sergilememiz gereken bir dönemeçte içimizdeki sabotajcı ile karşılaşırız.


Dikkatle incelediğimizde, bütün bu durumların hepsinde ortak bir nokta olduğunu fark ederiz. Konfor alanımızdan çıkmak, kısa süreli hazları reddedip uzun süreli gelişim, sağlık ve en önemlisi, bütünleşmeyi kovalamak.


İçimizdeki sabotajcının özellikleri:


1. Görünmezdir.


Ama onu hissedebiliriz. Bazen korku, endişe, kaygı olarak kendini gösterir; bazen yorgunluk, rahatlama ve ferahlama isteği, bazen fiziksel bazen cinsel açlık şekline bürünür. Bizi uzaklaştırmak için girmeyeceği kılık yoktur.


En sık söylediği yalan “enerjin yok” yalanıdır.


Enerjimizin olmadığına inandığımızda, yapmamız gerekenleri yapmamak için bahane bulmuş oluruz.


2. Kaynağı içimizdedir.


Bizi durduranın, gürültü yapan çocuklarımız, ilgi isteyen eşimiz, gecenin köründe mesaj atan yöneticimiz, sürekli dışarıya çağıran arkadaşlarıımız, siyasi partimiz, futbol takımımız, sosyal medya hesaplarımız olduğuna inanırız.


Ancak bu faktörler, içimizdeki sabotajcının kullandığı araçlardır yalnızca. Onları dönem dönem müttefik olarak seçer.


3. Sinsidir.


Bizi uzun vadeli planlarımızdan ayırmak için ne gerekirse onu yapar. Yanlış yerlere yönlendirir, yanıltır, baştan çıkarır; bazen bizden hiçbir şey olamayacağımızı fısıldar, bazen zaten en iyisi olduğumuzu, çok uğraşmamamız gerektiğini haykırır. Bazen iyi bir tatili hak ettiğimizi, bazen kimsenin bizi hak etmediğini, bazense bizim kimseyi hak etmediğimizi söyler.


Bizi planımızdan uzaklaştırmak için ne gerekiyorsa onu yapar.


4. Evrenseldir.


Herkesin içindeki sabotajcı farklıdır ama herkesin içinde illa vardır. Yazma alışkanlığı kovalayan, rejim yapmayı planlayan, alkolü veya sigarayı bırakan, İngilizce öğrenmeye çalışan, aktivist eylemlere katılma kararı alan, yani konfor alanını terk eden herkesin içinde farklı farklı güçlerde bulunur.


O, evrenseldir ama her birimizin içinde kendine özgü şekilde büyür.


5. Kaybolmaz.


Uzun vadeli planlarımızı alışkanlıklara dönüştürdükçe direncin gücü azalır ama asla kaybolmaz. Ara vermemizi, kibirli davranmamızı bekler. Bu nedenle en çok da bitiş çizgisine yaklaştığımızda gücünü gösterir. Ne zaman “ben artık oldum” desek; ne zaman “ben artık çok uğraşmadan yazabiliyorum,” “ben artık sigarayı bıraktım.” “ben artık doğru besleniyorum” desek ve kemerleri biraz hafifletsek; sabotajcı oradan çıkar ve bizi eski halimize döndürür.


Pressfield, Odisey’in hikayesini hatırlatır. Kahraman, yıllar süren zorlu maceralardan sonra evine dönerken, şehriin ışıklarını görünce rahatlar ve uykuya dalar. O sırada adamlarından biri, içinde altın var sanarak heybesini çalar ve açtığında Rüzgar tanrısının Odisey için sakladığı “Şiddetli Rüzgarlar” ortaya salar ve gemiyi binlerce fersah öteye sürükler.


RUH GIDASI


Metin yazarlığı ile ilgili rehberi bugüne yetiştirmek istememdeki bir sebep de Ruh Gıdası’nın başlayacak olması. Her ay önceden belirlediğim kitaplar, filmler ve şarkılar hakkında yazmak isteyecek okuyucularım için bir rehber olsun istedim.


Yazılarını bana gönderirler ama kendi hesaplarında da paylaşmalarını dilerim. Çünkü içten paylaşımlar kendimizi ifade edebilmemizin en kısa yolu.


Temmuz ayı için seçtiklerim şunlar:


Kurgu eser: Osamu Dazai – İnsanlığımı Yitirirken


Kurgu dışı eser: Russ Harris – Mutluluk Tuzağı


Film: Banshees of Insherin


Şarkı: Eddie Vedder – Long Nights.


--


Temmuz ayıyla birlikte web sitesine bu eserler için bir sayfa açacağım. Ruh Gıdası’na katılmak isteyen okuyucularım o sayfadan formu doldurarak yazılarını gönderebilecekler. Yorum seçeneği olursa onu da açabilirim.


Ama dediğim gibi, herkesin kendi sosyal medya hesaplarında da paylaşmalarını tavsiye ederim. İlgili arkadaşlarım videoyu izleyebilirler ve sitedeki ipuçlarını okuyabiirler.


Önemli not: Kendi seçtikleri eserler hakkında yazan arkadaşlarım da yazılarını gönderebilirler.


Yorumlar


30.000 üyeli haftalık Huzursuz Bülten'e ücretsiz abone olabilirsin:

Teşekkürler.

HUZURSUZ BEYİN

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
bottom of page