Kaygılı bağlanma (ve bir duyuru)
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
“Aşk berbattır. Acı vericidir. Korkutucudur. Kendinden şüphe ettirir, kendini yargılatır. Hayatındaki diğer insanlardan uzaklaştırır. Seni bencil yapar. Yapmayacağın şeyleri yaptırır. Hepimiz onu isteriz, elde edince de hayatımız cehenneme döner.”
Fleabag’deki rahibin aşk tanımı, ilişkilerini kaygıyla yaşayanlarımıza tanıdık gelir.
Ama belki de aşk değil, kaygı berbattır.
-
Korktuğumuzda neden korktuğumuzu biliriz.
Oysa kaygı, hayali bir tehlikeye yönelik verdiğimiz bir tepkidir.
Korkunun nesnesi vardır. Kaygıda hayaletlerle savaşırız.
Karen Horney, kaygının gücünü artıranın ona verdiğimiz anlam olduğunu iddia eder.
Yani kaygıyı güçlendiren biziz ama onu sönümlendirmek için partnerimize ihtiyaç duyarız.
-
En acısı; genellikle bizi rahatlatan ondan gelecek çok ufak şeylerdir.
Bir mesaj, bir gülümseme, her şeyin yolunda olduğunu gösteren minicik bir belirti alır tedirginliğimizi.
Bu kadar ufak bir rahatlatmanın bile bizden esirgendiğini düşündüğümüz için acı çekeriz.
Oysa bunu ne kadar sık talep ettiğimizi unuturuz.
Bizi yatıştıran küçük bir şeydir, evet ama defalarca talep ettiğimiz küçük bir şey.
Çünkü kendimizi yatıştıramayız.
-
Kaygılı bağlanma konusunda dört adımlık bir rehber bize yardımcı olabilir.
1. Yakınlığa, samimiyete ve güvenliğe yönelik ihtiyaçlarımız doğaldır.
2. İçimizde, yerleşik bir inanca bağlı, sürekli şüphe içinde ve kendini asla tam anlamıyla güvende hissetmeyen bir sistem bulunur.
3. Sistem, hem kolay tetiklenir; hem de kendi başına yatıştırılmakta zorlanır.
4. Çare; tetiklendikten sonraki davranışlarımızı değiştirmekten ve kendimizi yatıştırabilme alışkanlığı kazanmaktan geçer.
KAYGILI BİR SÜPERGÜÇ
Yakınlığa, samimiyete ve güvenliğe yönelik ihtiyaçlarımız hem gerçek, hem de normaldir. İhtiyaçlarımızdan dolayı asla utanmamamız ve kendimizi suçlamamamız gerekir.
Bağlanma sistemimiz tetiklendiğinde diğer ihtiyaçlarımızın farkına varmayız. Sürekli partnerimizi düşünür, kendi niteliklerimizi küçümser, onu idealize ederiz. Onsuz yapayalnız kalacağımıza inanır, mutsuz olsak bile onu yanımızda tutmak için her şeyi yapmamız gerektiğini düşünürüz.
Sorun ihtiyaçlarımız değil, inançlarımızdır.
-
Kaygılı beynimizin bir süpergücü vardır: İnsanların duygularındaki olumsuz değişimleri hızlı saptarız.
Tetiklenmemiz, partnerimizdeki olumsuz değişimleri kendimize yormamızdan ve ilişkimiz için tehdit olarak görmemizden kaynaklanır.
Alfred Adler, her kelimenin, her davranışın, her eylemin altından bir anlam aramaya başlarsak bulmamızın da kolaylaşacağını, böylece karşı tarafa duyduğumuz sevginin azalacağını söyler.
Bir gün kendimizi, içimizde sevgi kalmamış, ama çaresizlikle tutunmaya çalışır halde bulabiliriz.
Buna aşk deriz. Bu, aşk değildir.
-
Kaygılı bağlanma sistemindeki asıl sorun kendimizi yatıştıramamaktan kaynaklanır.
Kaygılarımızı, özkaynaklarımızla yatıştırmaktan aciz kaldığımızda, partnerimizin bizi yatıştırmasına muhtaç oluruz.
Yani ilişkide olmak, yatışmış olmak anlamına gelir. İlişki olmadığında kendimizi büyük bir duygu kasırgasının ortasında çaresiz hissederiz.
Aslında o kadar güçsüz, kırılgan veya çaresiz değiliz ancak yılların birikimiyle oluşmuş inancımız bize öyle hissettirir.
-
Eğer tetiklendiğimizde tepkisel davranmak yerine bekleyip, bize korkunç şeyler fısıldayanın içimizdeki sistemin olduğunu hatırlayabilirsek, sahip olduğumuz sevgi, şefkat ve süpergüç sayesinde çok daha güzel ilişkiler yaşayabiliriz.
Bize, aşık olduğumuzda her bilginin aşikar olacağı, doğal davranmanın en güzeli getireceği anlatılır. Bu nedenle özkontrol geliştirmeyi aşka ihanet sayabiliriz.
Oysa dizideki peder, aslında hepimizin bildiği gerçeği aktarır:
"Doğru olanı bulmak her zaman güçtür ve aşk, güçsüz insanların sürdürebilecekleri bir şey değildir."
Alıntılar:
Amir Levine, Rachel Heller - Bağlanma
Karen Horney - Çağımızın Nevrotik Kişiliği
Nebi Sümer, Melike Sayıl, Sibel KAzak Berüment - Anne Duyarlılığı ve Çocuklarda Bağlanma
Erich Fromm - Sevme Sanatı
Alfred Adler - Yaşama Sanatı
Fleabag - BBC One







Yorumlar