Karşındakini anlamak için kendinden izin almak




Carl Rogers, “Kişi Olmaya Dair” adlı çığır açıcı kitabında terapi deneyimlerinden öğrendiği hayatını değiştiren bilgilerden de bahsediyor. Bu bilgilerden biri karşındakini anlamak üzerine:


“Bir diğer kişiyi anlamak için kendime izin verebilmenin muazzam bir değer taşıdığını gördüm.”


Anlamak için kendinden izin almak mı? Psikologların hiç emek harcamaya gerek duymadan karşısındakini anlayabildiğini düşünürüz. Oysa Carl Rogers gibi birçokları, meslek hayatlarının uzun bir bölümünde başkalarını gerçekten anlayabilmek için derin emek harcıyor.




Çünkü duyduğumuz açıklamalara gösterdiğimiz ilk tepki, bilinçli bir şekilde tartmak yerine, hızlı bir değerlendirme sonrasında edindiğimiz yargılar oluyor.


Bilişsel özelliklerimiz sayesinde çok hızlı bir şekilde kanı geliştiriyoruz; "bu doğru” veya "bu aptalca” “bu anormal” “bu hoş değil” gibi kısa ama güçlü yargılar içimize yerleşiyor ve karşımızdakini bu yargıyla dinlemeye devam ediyoruz. Bu yüzden onu gerçekten anlayamıyoruz. Rogers'ın dediği gibi:


"O kişinin ifadesinin onun için ne anlama geldiğini anlamak için kendimize pek ender izin veriyoruz."





İlk yargımızı sorgulamıyoruz, çünkü değişimden korkuyoruz. Durumumuzu şöyle özetliyor Rogers:


"Bir başka kişiyi gerçekten anlamak için kendime izin verirsem, anladığım şeyle birlikte ben de değişebilirim diye düşünebiliriz. Ve hepimiz böyle bir değişimden korkarız."


Dolayısıyla, ne kadar konuşursak konuşalım, ne kadar dinlersek dinleyelim, bir diğer bireyi anlamak için kendimize izin vermedikçe, onun referans çerçevesine tamamen ve empati göstererek girmedikçe anlamaktan söz edemeyiz.





Oysa karşımızdakini anlamak, bizi daha bilgili, anlayışlı ve duyarlı bir insan yapar. Ama daha da önemlisi, sadece bizi değil, karşımızdaki insanı da değiştirir.


Alacağımız tepkiler yüzünden anlatmaktan çekindiğimiz bir konuyu, onu anlayabilecek birini bulup paylaştığımızda hissettiğimiz o dramatik ferahlama ve dünyayla yeniden bağlanma duygusu sadece karşımızdakine minnet duymamızı sağlamaz, ayrıca kendimiz olabilmek için daha cesurca kararlar alabilmemizi de sağlar.


Böyle bir buluşma nadir gerçekleşir ama gerçekleşince bütün hayatımızı bir mucize gibi etkiler.




Bugün itibariyle Onur Haftası'nı geride bıraktık. Hafta boyunca LGBTİ bireyler duygularını, düşüncelerini, korkularını anlatarak kendilerini daha görünür ve duyulur kıldılar.


LGBTİ olmayan bazı bireyler de, onların deneyimlerini dinleyebilmek, yaşadıkları duyguları hissedebilmek, karşılaştıkları zorlukları görebilmek, yanlarında olduklarını gösterebilmek, yani onlara odaklanıp, onları anlayabilmek için kendilerinden, farklılıktan korkan, değişmemek için çırpınan ilkel kendiliklerinden izin aldılar.





Kendi adıma; az yorum yaptığım, bol bol dinlediğim, bol bol okuduğum, uzun uzun düşündüğüm güzel bir hafta oldu.


Umarım hepimiz için böyle olmuştur, umarım birçoklarımız zihinlerinde oluşan yargıları bir kenara bırakıp, yani kendilerinden izin alıp karşındakini gerçekten dinleyebilme yeteneğini göstermiştir.


Umarım bu sayede bazılarımız kendi büyük mucizelerini yaşamıştır.


Erich Fromm'un dediği gibi, sevmek her şeyden önce bir yetenek işidir çünkü.