Kaçmaya alıştığımız için kaçarız.
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
James Thurber’ın fablında; adada yaşayan bir fare, güneşin ağaç üstündeki parıltısını alev sanarak “yangın yangın!” diye koşmaya başlar.
Onu duyan diğer fareler, neden kaçtıklarını bilmeden ona katılır; kimi dünyanın sonunun geldiğini sanır, kimi ise bir ayının peşlerine takıldığını...
Okyanusa atlarken bazısı “kurtulduk” diye sevinir, bazısı “kaybolduk!” diye üzülür.
Sadece tek bir fare kafasını kaldırıp korkulacak bir şey gerçekten var mı diye bakar.
...
Yıllar önce kendini fare bilimine vermiş bu bilge fare kafasını kaldırır ve ortada bir tehdit olmadığını görür. Ne yangın vardır görünürde, ne de bir ayı...
Sıkıla sıkıla çalışma masasına döner ve yıllar önce bulguladığı gerçeği kendi kendine bir kez daha tekrar eder:
“Her birimiz, çok geç olmadan şu üç soruya yanıt vermeliyiz.”
“Neyden kaçıyorum?”
“Nereye kaçıyorum?”
“Neden kaçıyorum?”
...
Filozoflar ve psikologlar neyden kaçtığımız konusunda farklı düşünceler dile getirir. Ama az çok şöyle bir liste yapabiliriz:
Çocukluğumuzdan kalma travmalar sonucu hissettiğimiz utançtan, başarısızlık ve yetersizlik korkusundan, duygusal acıdan, yalnızlıktan, güvensizlik ve tekinsizlik duygusundan, kırılganlıktan ve sorumluluktan kaçarız.
Nerelere kaçtığımız ise bellidir:
Dikkat dağıtıcılara, haz vericilere, şifa önerenlere, konfor alanımıza, başkalarının onayına, bağımlılıklara, ilişkilere, maneviyata, sanata, hayallere ve bitmeyen projelere kaçarız.
...
Psikoloji Profesörü Svend Brinkmann'a göre batı dünyası benliği küçük küçük eylemlerle sürekli optimizasyona giriştiğimiz bir süreç olarak görür.
Kaçındıklarımızı görmezden gelir, benliğimizi eylemlerle, meşguliyetlerle, araştırmalarla, şifalarla, projelerle genişletmeye çalışırız.
Ama profesör bizi uyarır:
"Sadece yaptıklarımız değil, kaçındıklarımız da kim olduğumuzu biçimlendirir."
Dolayısıyla son soru en önemlisidir: Artık çocuk değiliz, peki neden hala kaçarız?
NEDEN KAÇARIZ?
Çocukken yüzleşmesi, yönetmesi ve yatıştırması zor duygular, yetişkinliğimizde neden hala bir sorun olarak kalmaya devam eder?
Öğrenilmiş çaresizlik hakkında araştırmalar yapmış N. Fox ve J. Shonkoff, çocukluktaki korkunun yetişkinliğe geçiş sürecini özetler:
“Araştırmalar bize korkuların zamanla pasif bir şekilde unutulmadığını, aktif eylemlerle adım adım unutulmaları gerektiğini gösteriyor.”
Korku kalır, çünkü zamana yenilmez. Kaçmaya alıştığımız için kaçarız.
...
Krishnamurti’ye göre ne korkumuzu bastırmak işe yarar ne de ondan kaçmak... Asıl yapmamız gereken korkuyu bir arkadaşımızı dinler gibi dinlemek ve ne istediğini anlamaktır.
“Hayatımız boyunca korkudan kaçmanın yollarını öğreniriz," der düşünür,"oysa korkunun kendisini öğrenmeliyiz.”
Russ Harris de uygulayıcısı olduğu Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (ACT) yöntemini bir tişört sloganı gibi düşünmemizi ister:
"Canavarınızla kucaklaşın, kalbinizin sesine uyun.'"
...
Üstelik canavarımız artık o kadar da korkunç olmayabilir.
Nasıl ki çocukluğumuzda bize bitmek bilmez gelen sokaklar yetişkinliğimizde kısacık gelirse, büyüyüp geliştiğimiz ve bilgeleştiğimiz yılların ardından o eski korkularımız da bize düşündüğümüzden çok daha cılız ve zayıf gelebilir.
Belki de Henry Ford haklıdır, hayatımız boyunca yaşayacağımız en büyük keşf, yıllar boyunca korktuğumuzu artık yapabilir olduğumuzu keşfetmektir.
...
Korkularımızla yüzleşmek için aradığımız itici gücü, Frank Herbert'in ölümsüz eseri Dune'daki bir duada pekala bulabiliriz:
“Korku aklın katilidir. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım."
"Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım.”
Kaynaklar:
James Thurber - Further Fables For Our Time
Svend Brinkmann - Olan Biteni Kaçırma Keyfi
Nathan Fox, Jack Shonkoff - How persistent fear and anxiety can affect young children’s learning, behaviour and health
Frank Herbert - Dune
Konuyla ilgili okuma önerisi:
Özgüven Boşluğu
Russ Harris
Diyojen







Yorumlar