Kaç yaşında hissediyorsun?
- 18 Tem
- 3 dakikada okunur
1927 yılında bir vaazda papaz Clarence H. Wilson, hayattan kopuk yaşayan dinleyicilerini harekete geçirmek için ilginç bir soru sorar:
“Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseydiniz kaç yaşında olurdunuz?”
Kalabalık mırıldanmaya, kıpırdanmaya başlar. Belli ki birçoğunun hissettiği yaş farklıdır.
“Yılların hesabını tuta tuta kendimizi yaşlandırıyoruz,” der alim, “aslında, herkes kendini hissettiği kadar yaşlıdır. Doğum günleri ise hem can sıkıntısı hem de bir yanılsamadır!”
...
Hissettiğimiz yaş ve kronolojik yaşımız en başından beri farklıdır.
Çocukken, uslu durmamızı istediklerinde, “yaşına göre davran, artık bebek değilsin,” derler; ergenlikte duygularımızı bastırmamızı istediklerinde, “yaşına göre davran, artık çocuk değilsin,” derler; yetişkinlikte, konfor alanımızda kalmamızı istediklerinde, “yaşına göre davran, artık o kadar genç değilsin” derler.
Yaş kavramı kronolojik bir gerçeklik olmaktan çıkıp, toplumsal bir baskı unsuru haline gelir.
“Yaşına göre davran” ifadesi bir beklentiler demetine dönüşür.
...
Bazı insanlar, bu baskından kurtulur. Onları yaşı ve üyesi olduğu nesil ile tanımlayamayız. Onlar bütün yaşları ve çağları içlerinde taşırlar.
“Onlar için yaş bir kostüm gibidir,” der Chip Conley, “bazen yirmi, bazen kırk beş, bazen yetmiş yaşında gibi davranırlar.”
Örneğin bilgeliği yaşlılardan, yeniliği gençlerden bekleriz.
Ama bugün, bilgelik konusunda en çok okunan yazarların başında otuz yedi yaşındaki Ryan Holiday gelir. Teknolojik gelişmelerle ilgili en çok okunan yazarların başında ise yetmiş iki yaşındaki Kevin Kelly bulunur.
...
Yetişkinlikle birlikte, hissettiğimiz yaş ile kronolojik yaşımız arasındaki fark giderek artar.
Ama hangisi daha gerçek?
Şaşırtıcı biçimde psikolojik ve fiziksel sağlık konusunda “hissettiğimiz yaş” bize güçlü veriler sağlar.
Yapılan birçok araştırmaya göre kendini kronolojik yaşından daha genç hissedenlerin sağlık durumları daha iyi, ölüm oranları daha düşüktür.
Çünkü hissettiğimiz yaş, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik yaşımızı da yansıtır.
Yaşam coşkusu ve merak
Stanislaw Jerzy Lee, gençliğin doğanın bir armağanı, yaş almanın ise bir sanat eseri olduğunu söyler. Çünkü biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak nasıl değişeceğimiz üzerinde kontrolümüz bulunur.
Biyolojik yaşlanma, bedenimizin zamana bağlı olarak geçirdiği değişimdir. Ancak bu değişim, sadece kronolojik yaşla ve genlerimizde değil, deneyimlerimizle ve yaşam tarzımızla da şekillenir.
Örneğin kırk beş yaşında sağlıklı beslenen, spor yapan, duygularını yönetebilen Fatma’nın bedeni yaşıtlarına göre çok daha genç kalabilir.
...
Psikolojik olarak yaşlanmayı, merak duygusunun kaybolmasıyla, geleceğe odaklanmamakla, risk almaktan kaçınmakla özdeşleştirebiliriz.
Kırk yaşında, merak eden, yeni hobiler edinen, gelecekteki hallerini düşleyen Ali, hayatın bittiğine inanan ve sürekli geçmişini kurcalayan Levent’ten psikolojik olarak daha genç hissedebilir.
Yaşımız ilerledikçe rollerimizin sayısı artar. Buna sosyolojik yaşlanma denir.
Otuz yaşında evli ve iki çocuk annesi Ece, toplumsal sorumlulukları nedeniyle, aynı yaşta olan ama hiç evlenmemiş ve çocuğu olmayan Mine’den çok daha yaşlı hissedebilir.
...
Yani, yaşımıza göre davranmamızı söyleyen kişi aslında yaşımızı bilmez, sadece dünyada ne kadar zaman geçirdiğimizi bilir.
Oysa zaman herkes için aynı akmaz. Samuel Ullman’ın ifade ettiği gibi “endişe, şüphe, korku, özgüvensizlik ve umutsuzluk - bunlar başı eğen ve büyüyen ruhu toza çeviren uzun, uzun yıllardır…”
Bizi asıl ihtiyarlaştıran yıllar değil, ideallerimizi ve yaşam coşkumuzu kaybetmemizdir.
“Gençlik, bir dönem değil, bir zihin durumudur,” diye ekler Ullman, “Cesaretin korkaklığa, maceraya olan iştahın rahat bir hayata galip gelmesi anlamına gelir.”
...
Ullman’ın satırlarında gençlik yaşla değil, yıldızlara bakarken hissettiğimiz tatlı şaşkınlık; her yeni adımı kucaklamaya hazır bitmeyen çocuksu iştah ve yolculukta bulunan neşe olarak tanımlanır:
“Kalbiniz dünyadan, güzellik, sevinç, cesaret haberleri aldığı müddette gençsiniz. Kalbinizin ortası kötümserlik karları ve alaycılık buzları ile örtülmüşse, artık gerçekten ihtiyarlamışsınızdır.”
Yani kaç yaşında olduğumuz biraz da nereye baktığımızla ilgilidir; beyazlaşan saçlarımıza mı yoksa içimizde çocuk kalan coşkumuza mı?
Çünkü “yıllar cildi buruşturabilir, ancak coşkudan vazgeçmek ruhu buruşturur.”
Kaynaklar:
“How Old Do You Feel?” The Difficulties and Ethics of Operationalizing Subjective Age - Tracey L. Gendron, Jennifer Inker, Ayn Welleford
Cheryl Laz - Act Your Age
Nesrin Çunkuş, Gülay Taşdemir Yiğitoğlu, Ebru Akbaş - Yaşlılık ve Toplumsal Dışlanma
Samuel Ullman - Youth
1927 October 24, The Brooklyn Daily Eagle, Too Much Checking Up Of One’s Life Is Bad
Chip Conley - The Aging Mindset Shift That Adds Years to Your Life







Yorumlar