Haftalık Psikoloji Bülteni'ne üye ol

Teşekkürler.

HUZURSUZ EMOŞ.jpg

Kırılganlığımızdan utanmadan yaşayabilmek



Ana fikir: Kırılmaktan korktuğumuzda yaşamdan da çekiliriz. Bu korkunun bir nedeni de eşlik eden utanç ve yetersizlik duygusudur. Oysa, bizi üretkenliğimizle değerlendiren sistemin dayatmasına rağmen kırılganlık, yetersizliğimizin göstergesi veya utanılması gereken bir şey değildir.





Kazancakis’in “Allah’ın Garibi” adlı romanındaki keşiş, bedeni yaya, ruhu ise oka benzetir. Farklı kişiler için okunması gereken üç farklı dua olduğunu söyler:


İlk dua, yeterince deneyim yaşamamış olanların duasıdır: Rabbim, ger beni, yoksa çürüyeceğim.


İkinci dua, artık yorulmuş kimselerin duasıdır: Rabbim, daha fazla germe beni, yoksa kırılacağım.


Üçüncü dua ise ermişlerin duasıdır: Rabbim, dilediğince ger beni, artık umurumda değil kırılmak.


Kırılmaktan kaçınabilirsiniz, der Kazancakis, ama bu yaşamaktan kaçınmaya dönüşebilir.


Kırılmaktan korktuğumuzda; yaratmaktan, sunmaktan, birleşmekten, güvenmekten, umut etmekten de çekiniriz; kırılmanın verdiği acı değil, eşlik ettiği çaresizlik ve utanç duygusu incitir bizi. Güvenli sandığımız o küçük, soğuk konfor alanının içine çekilir, deneyimden kaçınırız.


Kırılganlığımızdan utanırız, çünkü bizi üretime yaptığımız katkı kadar insan yerine koyan bir sistemde kırılganlık, incinebilirlik, duyarlılık, insancıllık gibi özelliklerimiz; köhne, ham, şüpheli, hastalıklı, gereksiz bir zayıflık olarak değerlendirilir.


Kırılganlığımız, sıklıkla küçümsenir ve sadece lafta ödüllendirilir.


Kırılmaktan duyduğumuz utanç öyle bir el frenidir ki, sadece ona basmayı bıraktıkça özgürleşebiliriz.


Gelmiş geçmiş en yaratıcı ozanlardan Bob Dylan, verdiği bir röportajda “Benim için kırılgan olmak, kaybedecek bir şeyim olmadığını söylemektir” diyor ve ekliyor:


“Zaten karanlığımdan başka kaybedeceğim bir şey yok.”


Benzer sözleri Kazancakis, bir başka romanında, Zorba’nın ağzından söylüyor:


“Her insanın hayatı inişli yokuşlu bir çizgidir ve her akıllı adam kendini frenle idare eder; fakat ben patron, değerim buradadır, frenimi çoktan attım, çünkü karamboller, beni korkutmuyor. Gece gündüz koşuyor, keyfimi yaşıyorum ve isterse, kırılıp paramparça olayım. Yitirecek neyim var? Hiç! Sanki kendimi uslu idare etsem kırılmayacak mıyım? Kırılacağım; öyle ise toplara ateş!”


Bu sözlerin, yazarın düşüncesini belirttiğini biliriz, çünkü Kazancakis’in Girit’teki kendi mezar taşında şu sözler kazılıdır:


Hiçbir şey istemiyorum.

Hiçbir şeyden korkmuyorum.

Özgürüm.


“Darısı başımıza,” derken, Oscar Wilde’ın bir sözünün de bütün özel ve resmi kurumlarımızın duvarlarına asılması gerektiğine inanıyorum: