Kötü bitti diye bütün deneyimi değersizleştirmek
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Nobel Ödüllü ünlü psikolog Daniel Kahneman, mutluluk üzerine yirmi yıl araştırma yaptıktan sonra çaresizce pes eder.
“Yıllar geçtikçe şunu anladım,” der ünlü psikolog, “insanların mutlu olmak gibi dertleri yok. Onlar yaşamlarını tatminkar bulmak istiyor.”
Ancak içimizde bilişsel bir tuzak yatıyor.
Deneyimlerin nasıl sonlandığına mutsuzluğumuza yol açacak derecede büyük önem atfediyoruz.
--
Kahneman, tatminimizi ölçerken iki farklı benlik tarafından yönlendirildiğimizi söyler.
Bunlardan ilki, deneyimleyen bellektir.
Deneyim esnasında “şu anda ne hissediyorum?” “ne kadar haz duyuyorum? “ne kadar acı çekiyorum?” gibi soruları yanıtlayan bellektir.
Önemli olması gerekir ama önemsizdir.
İkincisi hatırlayan bellektir. Her şey olup bittikten sonra yaşadığımız deneyimi bir bütün olarak nasıl bulduğumuzu yanıtlar.
Ve zorbadır. Geçmişi, geleceği, her şeyi belirler.
Ünlü psikolog, hatırlayan belleğimizin zorbalığını, panel sırasında bir izleyicisinden duyduğu şu örnekle açıklar:
“Kırk dakika boyunca muhteşem bir senfoni dinliyordum. Kelimenin tam anlamıyla kendimden geçmiştim. Ama tam senfoni biterken plak çizik olduğu için berbat bir ses çıktı. Bütün deneyimim mahvoldu.”
“Hayır,” der Kahneman. “Aslında deneyimi mahvolmadı. Aldığı bütün hazlar hala orada.”
“Ama deneyimin anısı mahvoldu.”
Ve artık tatminsiz bir deneyim olarak etiketlendi.
DORUKLAR VE SONLAR
Bilişsel tuzak burada yatar: Yaşadığımız deneyimle, onun anısını karıştırırız.
Beynimiz bütün anıları depolamaz. Bunun yerine deneyimin özetini saklar ve sadece iki noktasını önemser:
Zirve noktasını ve bitiş noktasını.
Bir deneyde iki hasta grubu aynı acı verici kolonoskopi operasyonundan geçer. İlki sekiz dakika sürer ama sadece bitimi biraz sancılıdır. İkincisi üç katı daha uzun sürer ama daha ağrısız sonlanır.
Hastalara toplamda ne kadar acı çektikleri sorulduğunda, ortalamada aynı acıya çok daha kısa süre katlanan grup daha çok acı çektiğini söyler.
Çünkü sonu sancılıdır.
Ne kadar uzun veya kısa sürdüğünün hiçbir önemi yoktur.
--
Kahneman ve arkadaşları bu duruma “Doruk – Son Kuralı" adını verir:
“Geriye doğru baktığımızda, deneyimin zirve noktasındaki ve en sonundaki duygu düzeyimizin ortalamasını alırız. Sürenin hatırladığımız toplam duygu üzerinde hiçbir etkisi yoktur.”
Yani yıllar boyunca çoğunlukla mutlu hissetsek bile, kötü bir son, bütün ilişkiyi kötü anımsamamıza neden olabilir.
Son saniyesinde bozuk ses çıkaran muhteşem bir senfoni gibi.
--
Kahneman, bu bilişsel tuzağı atlatmadan tatminkar bir yaşamın çok zor olduğunu söyler.
Sadece sona odaklanmak yerine bütüne bakma becerisini geliştirmeliyiz:
Sınavlar beklediğimiz gibi geçmedi diye bütün öğrendiklerimiz silinmez.
Filmler istediğimiz gibi bitmedi diye son sahneye dek zevk aldığımız gerçeği değişmez.
İlişkiler hayal ettiğimiz gibi gitmedi diye hayatımıza kattıkları değersizleşmez.
“Nostalji, karşılaştırma yapmanın çok tehlikeli bir yöntemidir,” der Brene Brown. “Çünkü imrenerek hatırladığımız hatıralarımızın çoğu aslında düşündüğümüz gibi yaşanmamıştır.”
İyisiyle kötüsüyle en çok içimizde şiddetli duygular uyandıran deneyimlerimizi hatırlarız.
Oysa sevdiği bir insanı kaybetmiş herkesin bildiği, adı konmamış bir kural vardır:
En çok sıradan anlarımızı özleriz.
Tatminkar bir hayatın sırrı da, sıradan günlerimize ve sondaki bozuk sese rağmen bütün senfoniye hak ettiği değeri vermemizde gizlidir.







Yorumlar