İyileştiren kültür
- 18 Tem
- 2 dakikada okunur
Milyonlarca insanın aynı ahlaksızlıkları yapması, o ahlaksızlıkları erdeme çevirmez.
Milyonlarca insanın aynı hataları yapması, o hataları doğru kılmaz.
Milyonlarca insanın aynı zihinsel sorunları yaşaması, bu sorunların sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Erich Fromm’un bu hatırlatmaları bir gerçeği asla unutmamamız içindir:
İçinde yaşadığımız baskın kültür bizi iyileştirebildiği gibi, zehirleyebilir de.
--
Toplumumuzu yöneten baskın kültüre ne kadar uyum gösterirsek kendimizi o kadar ahlaklı, o kadar mantıklı, o kadar sağlıklı hissetmemiz istenir.
Ancak hem bireysel, hem de toplumsal olarak kurtuluşumuz, baskın kültüre uyumdan ziyade samimi bir hayat sürmemizde yatar.
Fromm, bizi iyileştiren, sağlıklı kültürü şöyle tanımlar:
“Beynimizle düşündüğümüzü bedenimizle yaşayabildiğimiz için yuvada hissettiğimiz; kendi sanatımızı, felsefemizi, bilimimizi yaratabildiğimiz kültür.
--
Totaliter rejimlerde baskın kültür, bağımsızlık yerine itaati, yaratıcı zeka yerine yüzeysel kurnazlığı, yeterlilik yerine yalakalığı, hakkaniyet yerine güçlüden yana taraf olmayı ödüllendirebilir.
Fromm’un deyimiyle, bütün ülke, zihinleri çarpıtılmış insanların kendilerini sağlıklı, bağımsızlığını koruyabilmiş insanların ise kendilerini hasta hissettiği bir alana dönüşebilir.
Dolayısıyla, zihin sağlığımızın ölçüsü, baskın kültüre ne kadar uyumlu olduğumuzda değil, kendi varoluşumuza uygun, samimi bir hayat yaşayıp yaşamadığımızda gizlidir.
--
Yine de, samimiyetimizi yaralayan kültürlerde bile her zaman umut vardır. Rebecca Solnit’in muazzam deyimiyle; biz kendi hikayemizi anlattıkça, görünmek istemeyeni görünür kıldıkça, ufak da olsa değişir düzen.
Samimi birlikteliklerden yeni kültürler oluşur.
Ama tek başımıza yapamayız bunu. Anne Lindbergh; “Eğer tek başımıza acı çekmek bize ders verseydi, her birimiz alim olurduk.” derken haklıdır.
Peki niye ortak paydada birleşemiyoruz?
Sorun, samimi olamayacak kadar korkak olmamızdan kaynaklanmıyor.
Sorun, diğer insanların hakikatlerini duyacak kadar cesur olamamızdan kaynaklanıyor.
CESUR, YENİ KÜLTÜR
Duygularımızı, düşüncelerimizi, inançlarımızı manipüle eden, bizi samimiyetsiz bir hayata mahkum eden kültürü bazı özelliklerinden tanıyabiliriz. İster evimizde, ister işyerimizde ister ülkemizde olsun, böyle bir kültürde;
- Sistematik bir şekilde suçlanırız.
- Suç ortaklığı kültürün önemli bir parçasıdır.
- Para ve güç her zaman etikten üstün gelir.
- Sorumlular hesap verme mecburiyeti hissetmez.
- Yönetenler, tehdit ve şantajla kontrol eder.
- Her yerde yıkımın ve acının izi bulunur.
--
Zehirli bir kültürden zehirlenmeden kurtulmamız çok zordur. Bir ilişkide baskılanırken, diğer ilişkide baskılayana dönüşebiliriz. Dünün kurbanıyken, yarının zorbaları olabiliriz.
Bir yandan eşitlik isterken, diğer yandan herkesin eşitliğini kabul etmeyiz.
Bir yandan özgürlük isterken, diğer yandan yanımızdaki insanların özgürlüğünü kısıtlayabiliriz.
Bir yandan yargılanmamak isterken, diğer yandan yanımızdakileri haksız yere suçlayabiliriz.
Bu nedenle, ne kadar benzer olursak olalım, böyle bir kültürde yan yana kalabilmek git gide zorlaşır.
--
“Biz yakınlığı aynılıkla karıştırıyoruz,” der Harriet Lerner, “oysa duygusal olgunluğun göstergesi karşımızdaki insanın bizden farklı olabileceğini anlamaktan geçer.”
Bir döngüdür anlayış:
1. Ancak başkalarıyla ilişkilerimiz sayesinde kendi benliğimizi geliştirebiliriz.
2. Ancak kendi benliğimiz üzerinde çalışırsak başkalarıyla olan ilişkilerimizi geliştirebiliriz.
Yüzleşmek her zaman zordur.
Üstelik yüzleşmek, sorunu çözeceğimizi de garanti etmez.
Ama hiçbir ciddi sorunu da yüzleşmeden çözemeyiz.
--
Samimiyetin kök saldığı bir kültür yaratmak için kendi gerçeğimizi haykırmamız yetmez.
Üstümüze yapıştırılan rollerden vazgeçtiğimiz gibi, başkalarını zorladığımız rollerden de vazgeçebilmeye...
Bizi ezen mükemmelliyetçilikten kurtulmaya çalıştığımız gibi, başkalarından da mükemmellik beklememeye...
Sınır koyma hakkımızı savunduğumuz gibi, başkalarının da sınır koyma hakkına saygı duymaya cesaret edebilmeliyiz.
Nefes alacağımız şifa kültürü ancak böyle cesur insanlardan oluşur.
Kaynaklar:
Erich Fromm - Sağlıklı Toplum
Erich Fromm - İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri
Rebecca Solnit - Hope in the Dark
Gabor Mate - The Myth of Normal
Brene Brown - The Gifts of Imperfection
Harriet Lerner - The Dance of Anger
Harriet Lerner- The Dance of Intimacy







Yorumlar